• 9.11.2012 00:00
  • (7052)

 Varoluşlarını, çözüm için muhalefet etmeye değil de, eleştirilerine konu olan sorunların devam etmesine endeksleyenler en ufak bir iyileşmeden bile huzursuzlar.

Konu canken bile kölesi oldukları ideolojilerinin ve iktidar perspektiflerinin katı yol haritasından taviz vermiyorlar.

Ölüm oruçlarındaki duyarlıkları, eylemci Kürt çocuklarını yüreklendirmekten ibaret olduğu için de, taleplerle ile ilgili hükümetten gelen adımları değersizleştirmeye uğraşıyorlar.

Eylemciler taleplerinin ilk sırasına Öcalan’ı koyuyor. Başbakan Yardımcısı Beşir AtalayKızılcahamam’da “Yeni Oslo sürecini de bu açlık grevleri olumsuz etkiledi, zora soktu”diyor.

Kimileri açıklamayı “eğer doğruysa” şerhiyle önemsizleştirmeye çırpınıyor.

Bırakın eğer rahatsızsa Atalay tekzip etsin. Hükümetin derdi sizi niye geriyor?

Adalet Bakanı Sadullah Ergin cezaevine gidip eylemcilerle konuşuyor, “Sesinizi duyduk”açıklaması yapıyor.

“Başka cezaevleri de var, oralara niye gitmedin” diye soruyorlar.

Bakanlıktan anadilde savunma için hazırlıklar son aşamaya geldi açıklaması yapılıyor.

Yasada kusur avına çıkan kadı kızları “Bugüne kadar neredeydiniz” diye söyleniyorlar.

Birileri aynı soruyu eylemcilere sorsa, “bu yasaklar yıllardır var, niye şimdi eylem yapıyorsunuz” dese, hep beraber rezil etmez miyiz onu? O hâlde zamanlamanın manidarlığına vurgunuzun mantığı ne?

Öcalan’ın avukatlarıyla görüşebilmesi için yapılan hazırlıklar hükümet tarafından tartışmaya açılıyor.

Muhtemelen göbeğini eritmeye çalışan arkadaş, açlıktan midesi sırtına yapışmış grevci çocuktan önce söz alıp “Yeterli değil, takiyye” diyor.


Bülent Arınç
’ın “Sezinizi duyduk, daha ileri taleplerinizi gelin Meclis’te konuşalım” çıkışı “Ama Başbakan yiyorlar demişti” serzenişiyle karşılanıyor.

Arkadaşım, sizin derdiniz krizi aşmak, hayatların ortaya koyulduğu bu eylemde grevcilerin yanında saf tutmak ve de taleplerin gerçekleşmesi için çalışmak değil miydi?

O hâlde İnşallah açlık grevi devam eder. Hatta, BDP’nin genel başkanı ve İmralı’daki cani de buna dâhil olur. Açlık grevinin bitmesini istemiyoruz. İnşallah geberene kadar devam ederler diyen Büyük Birlik Partisi’nin simetrisinden çıkın.


“Açlık grevinizi destekliyoruz. Açlıktan geberin”
 kapağıyla çıkan Türk Solu dergisinden fakınız olsun.

Kavgayı ayırmaya çalışıyor gibi yapıp,  tuttuğunuz dövüşçünün kulağına “es” diyenin numara yaptığını fısıldamayı bırakın.

En çok, “Yeter ki akan kan dursun, bu kirli savaşa tek bir kurban daha vermeyelim” diyenlerin sinekten barış umudu çıkartması gerekmez mi?

Bu sekter tavrınız, “Maksimalistlik sözkonusuysa Kürtlerin canı teferruattır” anlamına gelmiyor mu?

Bu son can tehdidiyle, bugüne kadar ne kadar siyasi talep varsa elde edeceğinizi düşünüp “başlamışken bitirsinler” mi diyorsunuz?

Tarih bu dramda da muktedirken adım atmayanlar ve sessizlikleriyle suça ortak olanlar kadar, tezahüratlarıyla sonuna kadar diyen arena ahalisini de yazacak.  

Allah aşkına durun artık!                                                                            


Argodan zarar gelmez

Bu köşede “Tatlı dil ölüm orucundan çıkartır” başlıklı yazının yayımlandığı salı günü Meclis’teki grup toplantılarına Erdoğan ve Kılıçdaroğlu arasındaki polemik damgasını vurdu.

Şaşıracaksınız ama iyi de oldu. Hem güldük hem de 60. güne yaklaşan ölüm oruçlarında olası bir sertleşmenin de eşiğinden döndük.

Zira Başbakan’ın “kuzu kebap” ya da “ölüm orucunda kimse yok” çıkışlarını grupta da sürdürmesini bekleyen BDP grubu, kendisine daha üst perden yanıtlar vermeye hazırlanıyordu.

Ancak Erdoğan, yardımcısı Bülent Arınç’ın öncesindeki “ılımlı açıklamalarını” tamamlar nitelikte bir adım atıp grupta daha önce yaptığı gibi eylemcileri doğrudan hedef almadan BDP’ye politik eleştireler yöneltmekle yetindi.

“Konuyla ilgili Köşk’e çıkan Sadullah Ergin’in ve hükümet sözcüsü Arınç’ın BDP’lilerin de takdirini alan açıklamalarının Erdoğan’ın inisiyatifiyle gerçekleştiğini” belirten hükümet kaynakları, bu durumun gruptan önce BDP’lilere de anlatıldığını belirtiyorlar.

Sonuçta tabandan gelen baskıyla Erdoğan’a grupta çok sert yüklenmeyi hedefleyen BDP de tansiyonu fazla yükseltmedi.

Hülasa bedevi-kutup ayısı atışması karşısında “amanın ne ayıp” demeyi bırakın derim. Ahlak nasihatleri versek de hepimizin günlük hayatta çerez gibi tükettiği bu üslup yerine o gün gruplarda küfürlü imalar yapılmadan sert bir dil kullanılsa belki ölüm oruçlarının bitebileceğine dair şimdiki kadar bile umutlu olmayacaktık.

Argonun yanından bile geçmeyen şık siyasilerin neden olduğu katliamlara, ölümlere örnek istiyorsanız, 90’larda oluk oluk akan kandaki sorumluluğunu bildiğimiz Çiller’in o zaman da şimdi de nasıl kibar olduğunu hatırlayın yeter.

Tatlı dil başka bir şey.


[email protected]