• 30.11.2012 00:00
  • (6211)

 Ülkedeki muhalefet de siyasal iktidara mesafesi kalmamış olanlar da Başbakan Erdoğan’ın sert mizacına odaklanmış vaziyette.

Esip gürlemesinde ne boncuklar buluyorlar.

Mizaç falından tek adımlık tehlikesi çıkartanları mı ararsınız, onun bu hâlinde “ulusunun üzerine titreyen bir babanın kaygısını” okuyanları mı...

Gülümsemek bedava enerji, keşke Erdoğan da bu ucuzluktan yararlansa.

Ama bahsi kişisel tercihlerimizden değil, demokratikleşmeden ve bunun yolunu açacak siyasetten açıyorsunuz değil mi? O hâlde büyük büyük analizlerimi kulaklara varan ağızlar ya da hiddetli gözler üzerinden yapamam.

Başbakan varsın bir futbolcunun ense tıraşını beğenmediğini kameralar önünde söylesin. Beni ilgilendiren, onun okullardaki yılların tek tip elbise dayatmasını ortadan kaldıran yasal düzenlemesidir. Bakanının “öğrencilerin saçıyla başıyla uğraşılmayacak” açıklamasıdır.

Başbakan’ın bazı konuşmalarında sertleşip vatan millet sakarya nutukları atmasını beğenmesem de, bu çıkış tek başına “tehlikenin farkında mısınız” diye söylenmeme neden olmaz. OYAK’a, Genelkurmay’ın statüsüne, Jandarma’nın yapısına, 35. Madde’ye vs. kimin “göz diktiğine” kimin de ayak dirediğine bakarım. Önerinin sahibi onun partisiyse de “muhafazakâr militarist” tanımını muhalefet edenler için kullanırım.

“Gerekirse İmralı’yla Oslo’yla yine görüşülür” diyen ve de görüştüren kim, sorarım. Bir tehlikeden bahsedeceksem, güler yüzlü de olsa, “Oslo ihanettir” diyenleri, müzakere masasını maksimalist taleplerle devirenleri, “ne silah bırakması, aksine daha çok silahlanacağız” açıklamalarını görürüm.

Başbakan’ın “yaparım ederim” şeklindeki aşırı özgüven kokan çıkışları karşısında “yeni bir Kemal doğuyor” aşırı yorumu yapmadan önce durur bir düşünürüm. Resmî bayramları militarist havasından arındıran, Ankara’nın başkent oluşunun yıldönümünde askerlerin kentin bulvarlarındaki ürkütücü koşusunu yasaklayan kim diye sorarım. Her sabah körpecik çocuklara okutulan faşizan andımız metnini kaldıracaksa ancak kimin kaldırabileceğini sorgularım. Yegâne cevabın onun partisi olduğu gerçeğini de kendimden saklamam.

Başbakan açlık grevleri sırasında kuzu kebaptan bahsetmese, “bana ne” demese ne iyi olurdu diye yazarım elbette. Ama “bana ne” demediği hâlde, grevcilerin talebi olan anadilde eğitim hakkı için yumuşak yumuşak “ülkeyi böler” açıklaması yapanın o başbakan değil muhalefet liderleri olduğunu hatırlarım.

Eylemcilerin anadilde savunma talebini yasalaştıranın Başbakan’ın partisi, yasaya “üniter yapıyı zedeler” şerhi koyanın ise “sosyal demokrat” muhalefet olduğunu unutmam. Anayasa çalışmalarında anayasal vatandaşlık tanımı önerenin yine onun partisi, karşı duranın ise yumuşak dilli muhalefet olduğunu da aklımdan çıkartmam.

Buna karşın, hükümete paralel de değil bitişik nizamda yürüyen kraldan çok kralcıların yaptığı gibi, “bir baba gibi sizi düşünüyor o yüzden sinirli” gerekçelerini de elimin tersiyle iterim.

Tıpkı, Hrant’ın katlinin yolunu döşeyen kararı imzalayan adamı ombudsman seçmesini, gülümsemesiyle, yumuşak konuşmasıyla tolere edemeyeceğim gibi, yaptıklarına odaklanırım.

Evet, başbakanlar da sert ya da güleç mizaçta olabilirler. Derdiniz başbakanların farklı farklı kişisel özelliklerinin belirleyici olamayacağı bir demokrasinin kurumsallaşmasıysa magazini geçin.

Ülkenin kaderini tek adamlarının iki dudağının arasından çıkartacak radikal reform adımlarına direnen, bu hamlelerin altında “rövanş” arayan güler yüzlü, yumuşak üsluplu söz “okuyan” falcılar kim, ona bakın.


[email protected]