• 7.12.2012 00:00
  • (5116)

 Felaket senaryolarına rağmen, BDP milletvekilleriyle ilgi dokunulmazlık fezlekelerinin Genel Kurul’da okunacağına ihtimal vermiyorum.

Başbakan Hakkâri’de BDP’lilerin PKK militanlarıyla kucaklaşmasının ardından kamuoyunda oluşan infiali gözönünde bulundurarak böyle bir girişimde bulundu. “Kararlılık mesajı” verdi. Ancak ötesine geçilmesi hâlinde bu sefer de başka kesimlerin “özdeşlik kurup” infiale kapılacağını biliyor.

AKP grubundan görüştüğüm bir milletvekili bu perspektifi “Bugüne değin neler neler yaşandı, hangi fezlekeyi getirip Genel Kurul’da oylamaya açtık. Yine öyle olacak, fiili durum yaratılacak” sözleriyle özetliyor.

Fezlekelerin gerek BDP’ye gerekse kamuoyuna siyasi bir mesaj olarak rafta, “el altında”bekletileceğini düşünen CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu da şunları söyledi:“Başbakan AKP içerisinde dokunulmazlıklar konusunda rest çeken vekillerine de bu uyarıyı yapıyor. Biz de dengeler üzerinden siyaset üretiyoruz, hele bir durun diyor.”

Dolayısıyla 1994’te DEP’li milletvekillerinin Meclis kapsından enselerinden tutularak alındığı o utanç verici sahnelerin yeniden yaşanacağından endişelenmek yersiz.

Zaten bir “sürpriz” olur da BDP’lilerin dokunulmazlıkları kaldırılırsa bile bu otomatikman yukarıda andığımız görüntülerin yaşanması anlamına da gelmiyor. Zira 90’ların Türkiye’sinde yaşamıyoruz. Dokunulmazlıkların kaldırılması, “dokunulmazlıkların kalkmış olmasından” öte sonuç vermeyecektir.

Kuşkusuz dokunulmazlıklarının kaldırılmasını güle oynaya karşılayacaklarını tahmin etmenin zor olmadığı BDP’liler de bu “gerçekliğin” bilincinde.

Bu yüzden de BDP’liler “doğmamış dokunulmazlıkların kaldırılması tehlikesine”, Kürtlerin kolektif hafızalarındaki kötü anılardan don biçiyorlar.

94’teki vahim olay, siyaset kanallarının Kürtlere kapatılması mesajını içerdiği için “Değişen bir şey yok, Kürtler yine parlamentodan kovulmak isteniyor” diyorlar.

Ve gözlemlediğim kadarıyla bölgede bu algıyı büyük oranda da yaratmış durumdalar.

Üstelik de yalnızca Kürt seçmenler arasında “azınlıkta” olan BDP tabanında değil, AK Parti’ye oy vermiş ya da onun dışında kalan bağımsız demokrat Kürtler arasında da.

Çünkü bölgenin psikolojisi son dönemlerde bu tür hayal kırıklarının prim yapması için son derece müsait bir havada.

Uludere travmasının yarattığı iklim, Kürtlerin PKK çevresinin “imha, inkâr” propagandasına direnmesini zorlaştırıyor.

Üstüne üstülük, milliyetçi kamuoyunun gazını almak için, dokunulmazlık tartışmasını açmak gibi bu kesimlere açık jestler yapan Başbakan, Kürt kamuoyunun, bu hamleye siyaseten mecbur olduklarını anlayacağını umuyor olmalı ki, restinde mimik bile vermiyor.

Evet, Kürt kamuoyu Türkiye’nin en politik kesimini oluşturuyor. Siyasi bilinçleri çok yüksek. Muhtemelen de çok şey bekledikleri Erdoğan’ın denge siyasetinin kodlarını okuyorlar.

Ama artık hükümetin, PKK çevresinin provokasyonları karşısında, milliyetçi kesimlerin hassasiyetlerine yangında ilk kurtarılacak dolap muamelesi yaparken, kendilerini ikinci plana itmesinden duygusal bir rahatsızlık duyuyorlar. Üstelik de onca riski göze alıp PKK’nin dümen suyuna girmemişlerken...

AK Parti “aklı”, demokratik reformları PKK’nin saldırılarına endekslememekle, yani PKK ve Kürt sorununu kısmen ayırmakla doğru bir yol izliyor. Ama artık ufukta ciddi ciddi beliren duygusal kopuşu engellemek için, PKK’den ayrı gördükleri Kürtlerin de tıpkı milliyetçi kesimler gibi moralmen tatmin edilmesi gerektiğini anlamalılar.

Hülasa, Kürtler “anlamaktan” bıktı, duymak da istiyorlar.


[email protected]