• 28.12.2012 00:00
  • (7539)

 Pek tabii ki anlıyorum bir haftadır kendilerinden söz ettirmeyi başaran ODTÜ’lü eylemcileri.

Çocuklar, 40-50 yıllık siyasi geleneklerinin, düzenli olarak tekrar ettikleri pratiklerinden birini daha sergilediler.

E yaşları da müsait, gençler, heyecanlılar.

Okullarına dindar ya da “sağcı” ne derseniz deyin; “solcu” veya en azından CHP’li olmayan; kısacası kendilerinden farklı düşünen bir siyasi geldiği için harekete geçtiler.

Amaçları netti. Orası “mekânlarıydı” destur vereceklerinden de değil ama “izinsiz” de girilmezdi.

O gün ODTÜ’ye gelen Erdoğan tüm bu şartları yerine getirmişti işte.

Susturacaklardı. Amaç olabildiğine antidemokratik, araç ise buna uygun olarak en ilkel hâlindeydi.

Evet, tıpkı karşı takımın taraftarlarını sahalarının tribünlerinde görünce deliye dönen fanatikler gibiydiler

Mahallelerinin sokaklarında yabancıya rastladıklarında marizleyen külhanbeylerinden farksızdılar.

Bu amaç için yürürken attıkları sloganlar ya da ait oldukları siyasi grubun büyük anlatısının politikliği bu gerçeği değiştirmiyordu. Hatta politiklik biraz da böyle bir şeydi; bolca delikanlılık kâfiydi yani.

E ne yapsındı gençler, elbette “pratikten örgütleyeceklerdi”. Elde 68 kuşağı önderlerinden Mahir Çayan’ın hepi topu 300 sayfalık, onun da 200’ünde Aren’e, Boran’a küfrettiği “teorik kitabından” başka neleri vardı ki? Ha bir de Deniz Gezmiş’in “yabancıları” hayırla yâd etmediği son mektubu tabii.

İşte ODTÜ’de de olan buydu.

Bu durum yalnızca solcular için geçerli değil elbette. Ülkücüler ya da İslamcılar, kısacası, üniversitelerde “faaliyet gösteren” ne kadar “politik grup” varsa çöplüklerinde başka horoz istemiyorlar.

Hülasa bu, memleketin politik atmosferinin yegâne ortak geleneği.

Ona aşırı anlamlar yükleyen bizleriz.

Hadi, üniversite konseylerinin koca koca gençlere “üst yakanızı da ilikleyin” diye ayar vermeye çırpınmalarına gülüp geçiyorum. İşlerini yapıyorlar.

Peki, az buçuk üniversitelerdeki sol grupların yapısına ve bu tarz pratiklerine aşina yazarlara ne buyrulur?

Tahterevallinin ortasındaki konumlarına halel gelmesin diye kırk dereden su getirip, konuyu steril bir mecrada “ifade özgürlüğü” çerçevesinde tartışıyorlar.

Evet, polisin müdahalesinin “oranını” her zaman tartışabiliriz, yine tartışmalıyız. Polis mümkün olan en düşük düzeyde bir güçle ve en zararsız araçlarla olaylara müdahale etmeli.

Ama bu, çocuklarının amacının, eğer kolluğun bir engellemesi olmasaydı, hedefteki kişiyi konuşturmamak olduğu gerçeğini değiştirmez.

Ortada bir meşru müdafaa da yok. Zira Erdoğan canlarına ya da haklarına kastetmedi. Törene katılacaktı, konuşacaktı sadece.

Dolayısıyla polisin engellediği ifade özgürlüğü değil, ifade hakkını kullanan birisinin bu özgürlüğünün engellenmesi girişimidir.

Eylemci gençlerin ODTÜ’nün sol geleneğine halel getirdiği türünden masalları da külahımıza anlatın.

O çocuklar hiçbir şeye, hele hele sol geleneğe aykırı bir şey yapmıyorlar.

Aksine, TİP kongrelerini basıp bu memleketin en saygın sosyalistlerinden olan Sadun Aren’i, Nihat Sargın’ı tokatlayan, antifaşist mücadeleye katılmış Elrom’u sırf Musevi, sırf “çöplükleri ülkelerinde” diye öldüren 70’lerdeki “akranlarının” mirasına layıkıyla sahip çıkıyorlar.

Yani, Türkiye’nin delikanlı Marksist-Leninist geleneğini devam ettiriyorlar.

Canları sağ olsun.


Elçi’nin ardından


Şerafettin Elçi
 sık sık görüşlerine başvurduğum ve saygı duyduğum bir siyasetçiydi. Değerli deneyimlerini dinlerken, bazen son dönemdeki politik kariyerine dair eleştiriler yaptığım da olurdu. Kibardı, mütevazıdı. Sabırla izah ederdi. Kendisini özleyeceğiz. Allah rahmet eylesin.


[email protected]