• 1.01.2013 00:00
  • (6333)

 

Sigarayı mı bırakacaksınız?

Spora mı başlıyorsunuz yoksa?

Yarım kalan kitaplar...?

Bu sene daha çok “hayır” diyeceksiniz eminim.

Peki ya, daha sık aranacaklar, yaşamınızdan çıkartılacaklar...?

Haklısınız, twitter’da daha az zaman geçirmek ulusal hedefimiz.

Rejim ise zaten Allah’ın emri de, şu karbonhidratsızlık olmasaydı, değil mi?

Güzel, umut etmek iyidir. İyidir de, bahse girerim bu planlar yatacak.

Çünkü 2013’e yanınızda kendinizi de götürüyorsunuz ve irade eksikliği şu ya da bu nedenle sahip olamadığınız “eksileriniz”, tıpkı “artılarınız” gibi varlığınızı oluşturan özellikleriniz.

“Zor” yani.

Yo yo, değişemezsiniz, “haliniz kaderiniz” falan demiyorum elbette. Hayat belki de en çok “ulaşmaya uğraşmaktır”.

Ama üzülmeyin, kasılmayın, zararı yok, büyütmeyin diyorum. Zira şu an bu hedeflere ulaşamamış olmanız yaşamadığınız anlamına gelmediği gibi, onları gerçekleştirmiş olmanız hâlinde de mutlak mutluluğa ulaşmış olmayacaksınız.

Tamam, sakin ol, “Solaçık da bozdu, Ayşe Özyılmazel’e bağladı” diyen politik okur, yazının üçte ikisini size ayırdım. Sürpriz de var.

Evet, 2012’de de “nihai” hedefe ulaşamadık. Ama bu yıl da “olmazsa”, ki olmayacak, siz de üzülmeyin emi.

Yegâne “son” ölümdür. O, saflar belirginleşsin, büyüsün amacıyla “keskinleşsin” diye kırk dereden su getirdiğimiz “çelişki” de yaşamın ta kendisidir.

Yaşamın lineer bir çizgide seyrettiği hüsnükuruntudur, afyonun ruhudur.

Öğleden önceki kötü, ikindi vaktinde iyi de olur, daha yüksek bir ihtimalle de “önemsiz”.

Hayatın miladı olmaz, olsa olsa sizin buna “ihtiyacınız” olur.

Bu yüzden kendi varlıklarını meşrulaştırmak için, müdahale edilmezse, yani kendilerini desteklemezseniz, her şeyin daha kötüye gideceğini ve sürenin de ne yazık ki dolmakta olduğunu söyleyenlere gülünüz, geçiniz efen’im.

Bu dâhili ve harici bedbahtlar, bildiğiniz üzere en çok da memleketin politik atmosferinin gözbebeği olan Kürt sorunundan Kürt sorunundan gelmektedirler üzerimize.

Dolaysıyla, “son kuşak biziz, ya bizle ya hiç. Fırtına kuşağı da kapının ardında ve çok sinirli” tehditlerine karşı “karnımız tok” dedikten sonra “haddi len” hapını yutuveriniz.

Size anlatmalı-görüntülü bir tane vereyim mesela. Hem de yalnızca 2012’nin değil, öncesinin de sonrasının da olayı, “olayımız” nedir sorusu da havada kalmasın.

Yer: Van.

Tarih: Kasım 2012.

BDP’li göstericiler kendilerine su sıkan bir polis Toma’sı ile didişmekteler. Taşlar havada uçuyor. Polis de suyunu çıkartıyor.

Derken araç çamurlu bir çukura saplanıyor ve ters dönmüş kaplumbağa gibi, naçar, son bir hamle göstericilere bir kez daha su sıkıyor. Aracın üzerindeki pompanın 180 derecelik dönüşünü tamamladığı sırada oluşan gökkuşağıyla “oyun” duruyor. (Yılbaşı sabahı zorlama şiirsel gerçekçilik efekti değildir)

Bir anda yüzleri örtülü, ellerinde partilerinin bayrakları, sopalar, taşlar olan gençler de dâhil eylemciler aracın yanına gidiyorlar. Taş atmakta ısrarcı olanlar da bizzat göstericiler tarafından uyarılıyor.

Kimi Toma’nın içindeki şoför polise “gel gel” yapıyor. Kimi ise aracın çamurdaki tekerleğinin altına taş koyuyor. Nihayet araç kurtuluyor çamurdan.

Çatışma bitiyor. Toma su sıkmayı bırakıp yavaş yavaş eylem mahallinden uzaklaşıyor.

Göstericiler ise araca el salladıktan sonra dağılıyorlar.

Babasının elini tutmuş yürüyen “kırmızı pantolonlu” kız çocuğu da kadrajın dışına çıkıyor elbette...

Tabii ki, bir dahaki buluşmada “nerede kalmıştık” demek üzere...

Görüntüleri izlemezseniz çok şey kaçırırsınız sevgili okur. Buyurun adresi: http://www.youtube.com/watch?v=eF8IxFZY3zQ

Ya işte... Bunların hepsi yaşam, 2012, yeni yıl “felan feşmekân...”

2013’te de “bir şeyler” olacak ama ondan “her şeyi” beklemeyin emi. Yaşam bizim için idareli davranmaya, bir kısmı da geleceğe ayırmaya “devam edecek” çünkü.


[email protected]