• 11.01.2013 00:00
  • (5707)

 Belirli gün ve haftalardan oldum olası hoşlanmam.

Birilerinin oturup belirlediği ve amacı birliğimizi- dirliğimizi hatırlamak, kolektif hafızamızı diri tutmak olan bu günlerin ritüellerinin dışında kalırım.

Hele ki itaatin yeniden üretilmesinden başka bir şeye hizmet etmeyen bu pratiklerin mucidi, toplum mühendisleri, darbecilerse...

Dün onlardan biriydi. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Bayramı“Arzumuz basın hürriyetiydi, 27 Mayıs bize armağan etti” tadında yoğun sitemlerle “kutlandı”.

Bilumum Türkiye “solcusu” 60 darbesinin ardından tahsis edilen bu güne, darbe günlerinin özgürlük koşullarında yaşamadığımız için ağıtlar yaktılar.

En içlisini de kuşkusuz Can Dündar yazmalıydı ve öyle de oldu.

Dündar Milliyet’teki yazısında, 27 Mayıs “bayramının” hikmetine hâlâ varamayan gazete ve dergilerin yazı işleri toplantılarından yaratıcı sahneler kurgulamıştı.

Elbette darbe hayalini günlüklerine bile yansıtan ve yargılanan gazetecilerin boynu bükük kalmış“silah arkadaşlarının” hüznü de vardı içinde.

Bir tek kendisinin de güzide aktörlerinden olduğu merkez medyada yaşananlar yoktu yazısında.

Hani hazırolda bekledikleri karargâhlarda aldıkları brifingler doğrultusunda haber yapanlar var ya, hah işte o gazetecilerin gazetelerinden bahsediyorum.


Batı Çalışma Grubu
 antetli kâğıtlardan yazarlarına ve yazı işlerine ulaştırılan haberleri aynen sayfalarına yerleştiren gazeteler, sorun değildi bu bayram gününde.


Ahmet Kaya
’yı, Hrant Dink’i hedef gösteren yayınların yazı işlerine, yazarlarına sitem yoktu.

Can Bey, lapsus mu bilmem, darbecilerin bayramını hak etmeyen “yandaş” bir gazetenin bir darbe girişimi karşısındaki yayıncılığını eleştiren örneğini ilk sıraya koymuştu ama.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin yüz akı Balyoz davasının gerekçeli kararı açıklanmış ve Genelkurmay da bir yanıt vermişti. Ve bu gazeteler “saygısız” bir tutumla cevabı ilk sayfadan değil, içerlerde, küçükçe görmüşlerdi.

Bu hangi gazetedir, bilmiyorum. Ama Mahkemenin “dijital verilerde yer alan ‘bazı’ dosyaların asıllarının askerî birimlerde olması...” gerekçesi karşısında, karargâhtan gelen “bazıları da yok” cevabını, “deliyler karargâhta yok” diye yorumyorumyorumlayan merkez medyanın gülleri olmadığı kesin.

Sayın Dündar haklı. Kendisinin Balyoz darbecilerinin ve saz arkadaşlarının manipülasyonlarına prim vermeyen gazetecilerden olmadığı kesin. Bu nedenle onların hak etmediği darbecilerin bayramını sonuna kadar hak ediyor.

Kutlu olsun da.

Yine de kendisinden ve ait olduğu merkez medyadan daha yaratıcı performanslar beklerdik.

Örneğin bizlere kendi gazetelerinin yazı işlerinde şu soruların atlanıp, Genelkurmay’ın, Balyoz’un 1400 sayfalık gerekçeli kararına verdiği üç beş satırlık yanıtı ilk sayfalardan nasıl verebildiklerinin“hikâyesini” de anlatabilirlerdi.

Balyoz ‘un en “meşhur” sanığı Çetin Doğan’ın toplantıda kaydedilmiş, darbe girişimi itiraf ettiği konuşmalarını nasıl görmezden geldiler?

Balyoz masum, rutin bir tatbikatsa niçin gerçek isimler kullanıldı? Bilgin Balanlı adı geçen yerlerde niçin “keşif” yaptırdı. Ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı 1. Ordu’daki bu toplantıya niçin izin vermedi?

Sahte dediğiniz Balyoz’un 11. CD’sinin aynısı ve kaydedildiği hard disk Gölcük’teki üste nasıl ele geçirildi? Aynı bilgiler Eskişehir’de Hakan Büyük’ün flaş diskinde ne arıyordu?


Süha Tanyeri
’nin el yazılı notları da mı dijitaldi? Yoksa “ıslak imza makinesi gibi” el yazısı taklit eden bir makine mi icat etmişti “komplocular?”

Ve daha bir sürü delil...

27 Mayıs’ın bayramı, dün olduğu gibi bugün de, onca delili ve mahkemenin yüzlerce sayfalık gerekçesini bir kenara koyup, yalnızca karargâhın iki satırına, darbecilerin savunmalarına itibar eden gazetecilere ve gazetelere, kutlu olsun, mutlu olsun.

Bizim ve Türkiyelilerin bayrama ihtiyacı yok. Askerî vesayetin ve “ilişiğindekilerin” tamamen tasfiye edildiği bir Türkiye’de bize her gün bayram olacak.

Bekleriz.


[email protected]