• 22.01.2013 00:00
  • (5400)

 Paris’te üst düzey üç PKK’linin, İmralı ile başlayan görüşmeleri sabote etmek için öldürüldüğü konusunda herkes hemfikir.

Düğüm, failin kim olduğuna dair meşreplere göre değişen yorumlarda.

Hükümet cephesinden ağırlıklı olarak örgüt içi hesaplaşma tesbiti geliyor.

Bu yorumun, tetikçilerin İran ya da Suriye gibi Avrupa’da operasyonel güce sahip ülkelerce yönlendirildikleri şeklinde varyasyonları da mevcut.

PKK ve BDP çevresi ise ilk anlardaki hükümeti suçlayan çıkışlarından tabiri caizse ufaktan çark etmeye başladı.

İmralı’ya giden Ahmet Türk’ün İran vurgusu ve Zübeyir Aydar’ın “AK Parti değildir” çıkışlarını son olarak Kongra-Gel Başkanı Remzi Kartal’ın açıklaması izledi.

Pazar günü Taraf’tan Tuğba Tekerek’e konuşan ancak her nedense (malumumuz ya) görülmeyen Kartal’ın açıklaması şöyle:


Bu [suikast] yüzde 100 PKK kararıyla yapılan bir şey değil. PKK deyince örgüt demek; bir kişinin şahsı değil...”

Örgütün en tepelerinden gelen ve bir “ricat” sayılabilecek bu açıklama adeta itiraf.

Peki, PKK çevresi “katil AKP” noktasından nasıl oldu da “kısmen üstlenme” noktasına geldi?

Çünkü Fransa iyi çalışıyor. Türk hükümetine ulaşan ön istihbari bilgi notlarında yer alan deliller faillerin PKK ile bağlantısına yoğunlaşmış durumda.

Kısa bir süre sonra da katiller dünya kamuoyuna açıklanacak.

Bu nedenle de PKK her zamanki yöntemine başvuruyor. Yani sivillerin yaşamını yitirdiği (özellikle de kurbanlar Kürt’se) saldırlar sonrası yaptığı gibi, şimdi de önce şiddetle reddettiği sorumluluğu kısmen kabullenme taktiğini izliyor.


“İçimizdeki bazı unsurlar”
 bahanesini yükseltmeye hazırlanıyor.

Hareket kızaracak yüzünü ısıtıyor.

İşte Remzi Kartal’ın Taraf’a yaptığı son açıklama ayan beyan ortada. Yalanlama da gelmedi.

Suikast için “Bu yüzde yüz PKK kararıyla yapılan bir şey değil” diyen ve devam eden Kartal’ın sözleri, size de işkenceci polislerine hep “menfi vaka” bahanesiyle arka çıkan devletin savunmasını hatırlatmıyor mu?


“PKK deyince örgüt demek; bir kişinin şahsı değil...”

Yine mi “çürük elmaların” muadili “bazı unsurlar” diyorsunuz Sayın Kartal? Yoksa “suikast kararı örgüt yönetimi tarafından oybirliğiyle değil oy çokluğuyla alındı”dan teselli bulmamızı mı istiyorsunuz?

Dağılalım mı yani?

Yanıtınız hangisi?

Yoksa bu haberi Twitter’da paylaşınca saldırıya geçen zekâ küpü bir taraftarınızın savunmasını yapıp “ders” mi vereceksiniz bana?


“Yüzde yüzden sonra virgül koy anlam değişir. Oku oku baban gibi eşşek
 (imla kendisine ait) olma gibi. Daha ders lazım mı?”

Yoksa bir diğer zatı şahane gibi memleketin en önemli meselesi olan Kürt sorunun çözülmesine engel güçlerle uğraştığım için barış karşıtı olduğumu söylemeyi mi tercih edersiniz?


“ÇHD ve Yorum operasyonundan daha önemli buluyorsanız, ciddi bir pazarlığın tarafı olduğunuzda su götürmez, oluyor.”
 (düzeltme yapmadım)

Ya da en iyisi bir hukukçunun Twitter’daki şu müdafiliğidir:


Örgüt içi infaz, örgütün merkezi bir kararını gerektirir. Faillerin örgütten olması, olayın örgüt içi infaz olduğunu göstermez.”

Ama bu biraz tehlikeli zira aynı mantığa Balyozcular falan da sahip çıkabilir. “Darbe planı merkezi bir karar değil, Çetin Doğan inisiyatif almış. Faillerin bizden olması darbe girişimin tarafımızdan yapıldığını göstermez” gibi...

Devlet de çıkıp “Mustafa Muğlalı 33 Kürdü öldürdü ama katliam TSK’nın merkezi kararı değildi” diyebilir tabii.

Allah akıl fikir versin.

Evet, Sayın PKK yöneticileri, biliyorum işiniz zor. Bu son olay çok farklı. Suikastın failleri PKK’li çıkarsa Türkiye ve dünya kamuoyunu ve hatta kitlenizi barışın önündeki engelin kendiniz olmadığına biraz zor inandırırsınız.

Zira ölenler diğer provokasyonlarda olduğu gibi “karşı” taraftan değil, Kürtler, hatta örgütünüzün yöneticileri.

Dediğim gibi, “çürük tetikçi” edebiyatını da kimse yemez. Örgütün bölgesel ve küresel aktörlerle göbek bağını bilmeyen yok. Kimse herhangi bir eylemin ardından “Acaba yüzde yüz PKK aklı mı” diye sormuyor. PKK böyle bir hareket.

Kaldı ki “başarılı” eylemlerinizi sorgulayanların “dış bağlantı mı var” demeleri bile Kandil’i ve BDP’yi çileden çıkartıyordu. Bu nedenle şimdi çıkıp “Bazı unsurlarımız kandırılıp yönlendirilmiş, üç PKK yöneticisini öldürmüş, bizi bağlamaz” falan derseniz, gülerler adama.

Ve ardından sorarlar: “Daha dün Diyarbakır’da cenazelerini yapıp gözümüzün içine baka baka gözyaşı dökmediniz mi?”

Ama içiniz ferah olsun, baksanıza yukarıdaki bir örnek verdiğim Twitter mesajlarında olduğu gibi, görmemek, inanmamak için çırpınan, komikleşen nice “Araf’ta” taraftarınız da var.

Onlar ne yapsanız size inanır, gerçeğe gözünü yumar.

Tıpkı Ayette dediği gibi “... Onların kalpleri vardır ama anlamazlar; gözleri vardır ama görmezler; kulakları vardır ama işitmezler...”

Benim gibi, sizlerin suçlarına, günahlarına bahane bulmaya uğraşmayan eşekler ise nasıl olsa azınlıkta medyada.


[email protected]