• 12.03.2013 00:00
  • (5009)

 Geçen cuma Solaçık’ın altına “toprağın bol olsun Chávez” diye bir not düştüm.

Ortodoks solun barikatlarına salvolarım ve tabiri caizse aforoz edilişim bir anda unutuldu.

Ne üçüncü dünyacılığım kaldı ne de darbeci severliğim.

Benzer bir tepkiye, Taraf’ın 20 sorusunu yanıtlarken, “Kahramanım Che” dedikten sonra da maruz kalmıştım.

Son olarak Türkiye’nin en cesur ve ahlaklı aydınlarından Atilla Yayla’nın Zaman’daki “Biz diktatörün sosyalist olanını severiz” isimli yazısını okuyunca içimden “bir ihtimal daha var”demek geldi.

Ama bu itiraz kolay iş değil. Arendt’in Marksizm’e getirdiği eleştirilerine düştüğü “Onların cephesinden saymayın sözlerimi” şerhini yinelemek zorundayım.

Zira memleketimde, bilumum Kemalist ve Esadcı, Baasçı “solcu” Chávez “imgesine” adeta tapıyor. Onu “emperyalist dünya” dedikleri umacı karşısında bir “Mesih” olarak görüyor.

Ne var ki bu tablonun barındırdığı tehlikeye rağmen, kendisini ortodoks solun ve Kemalist elitlerin dışında tarif eden, özeleştiriden gocunmayan pek çok özgürlükçü solcu ve sol demokrat arasında, Chávez’i alelacele diktatörler çöplüğüne süpürmeden yâd edenler de var.

E, onları da yukarıda tarif ettiğim ortodokslarla aynı cephede değerlendirmek haksızlık olsa gerek.


Peki ya her sosyalist diktatör müdür

Evet, tıpkı Che ya da yaşarken yediği “diktatör” yaftası Pinochet tarafınca devrilince siliniverenAllende gibi, Chávez’i de Stalin’le, Hitler’le, Pol Pot’la, Mussolini ile bir kefeye koyamıyorum.

Onları diğerlerinden ayırmamın nedeni “diktatörün sosyalistine iltimas geçmemi” söyleyen mazimin ikiyüzlü mirası değil. Yalnızca her sosyaliste diktatör demenin hakkaniyetle bağdaşır tarafının olmaması.

Ve ne yazık ki bu vicdansızlık, “Che bir ölüm makinesiydi” türünden indirgemeci çıkarsamaların“tabu devirme” sayıldığı üç beş yıllık “cilalı cahiliye” devrinde pek rağbet görüyor.

Che ya da Chávez gibi aktörlerin hatalarının eleştirisinde, onların yoksulluğa, sömürüye, zulme, köleliğe karşı çıkışın sembolü oldukları “hakikatini” es geçmek büyük bir eksik.

Çünkü pek çok insan sözkonusu “ikonlara” sahip çıkarken bu değerleri yüceltiyor.

Dolaysıyla, insana aşırı rasyonel vasıflar yükleyen bu yöntem etkileşime kapalı, sekter, sonuçsuz ve de“insansız”.

Gelelim, her sosyalisti diktatör ilan eden “mükemmeliyetçiliğin” Chávez taşlamalarında görmezden geldiklerine.


Chávez’den bir Balyozcu da çıkmaz

Chávez’in arkasında Venezuela denince akla gelen “teneke mahallelerdeki” tecrit edilmiş, katledilmiş, açlar, ezilenler ordusu vardı.

Karşısında ise yıllarca ülkenin servetini sömüren, açık dikta rejiminin asli unsuru azınlık ve eşitlikten endişeli modernlerden müteşekkil statüko.

Chávez’in 1994’te bir darbe girişiminde bulunduğu doğrudur. Ancak bu girişime de, açlıktan ölmek için gettolarından sokağa çıkan 3000’i aşkın vatandaşını alanlarda katleden bir hükümetin hüküm sürdüğü Venezuela’nın “Balyozu” muamelesi yapmak vicdansızlıktır.

Olup bitenin , “anarşist” sahabemiz Ebû Zer el-Gifârî’nin “Evinde yiyecek bulamayanın, insanların üzerine yalın kılıç yürümediğine şaşıyorum” sözlerindeki gibi meşru bir başkaldırı olduğunun diğer bir kanıtı da sokaktı.

Chávez, kalkıştığı ayaklanmada sokakta karşında askeri ve polisi buldu. Yıllar sonra ABD’nin de“serbestliğini ve genelliğini” kabul ettiği seçimleri kazandığı hâlde Chávez’e karşı darbe tertipleyen düzenin eski unsurları ise karşısında yoksul Venezuela halkını...

Evet, referanduma gitmekten imtina etmeyen bir “diktatör” olarak Chávez, yapısal reformlar için kararname silahına sarıldı. Ama bu da, siyasetin s’sinin bile ülkenin çoğunluğunu oluşturan yoksullar için “konuşturulmadığı” ülkede, en fazla “siyaseten doğruculuğa” tersti; hakkaniyete değil.

O kararnameler, halka, petrol gelirinin adilce paylaşılması, uluslararası kuruluşların bile hakkını teslim ettiği, yoksullukla- cahillikle mücadele, yol, su ve elektrik olarak geri döndü.

Chávez aşrı yorumla adı birlikte zikredilen diktatörler gibi halkını katletmedi. İşkencehaneler falan da kurmadı.

Chávez’in icraatlarındaki kabul ettiğimiz hatalar, diktatörün hoyratlığından ziyade, her ülken yürütmesinin düşebileceği hatalardan çok öte değildi.

Üçüncü dünyanın devrik ve işbaşındaki diktatörlerine gönderdiği “selamlar” falan da mevzuun çeşnisiydi işte.

Hülasa mezarına ve yüzüne tüküreceğim onca katil, diktatör varken, hatalarıyla, sevaplarıyla ama mutlaka hakkaniyeti ve renkli kişiliğiyle hatırlayacağım Chávez’e bir “toprağın bol olsun” demek bana zül gelmiyor arkadaşlar.


[email protected]