• 16.04.2013 00:00
  • (6638)

 En netameli zamanlardaki demokrat duruşuyla sürüden ayrılmayı da göze alabileceğini göstermiş solcu bir âkil ağabeyimle sohbet ediyoruz.

Sonunda can alıcı mevzua geliyor:


“Kimi solcuları eleştirirken seni solu eleştiriyor konumuna düşürmelerine izin verme. İşin çok zor!”

Nasihatimi alıp cebime koyuyorum.

Gece boyu düşünüyorum, peki bu nasıl olacak?

Öncelikle evini taşısan da, semti terk etmediğin için, çıkardığın mırıltılar bile, karşı mahalleden atılan naralardan daha çok yankılanıyor bizim sokaklarda. Sinirleri bozuyor.

Aritmik ezgilerini ninnilere alışmış çoluk çocuk da duyuyor. Kötü örnek de oluyorsun.

Sonra sana aynı odada uyumama, aynı masaya oturmama özgürlüğü veren müstakil evinin camları daha sık kırılmaya başlıyor.

Cemaatini cemaat değiştirmek için değil cemaatte yaşamak istemediğin için terk etmişsin. E taşınmak da olacak şey değil.

Geriliyorlar, geriliyorsun, hassaslaşıyorsunuz...

İkincisi memleketteki hâkim sol teoriler, her şeyden çok pratiklerin bir bütünü. Bu durumda da doğal olarak bazı solcuları eleştirirken yaptığınız, solun da eleştirisi oluyor.

Kaldı ki solun evrensel mirası üzerine de söylenecek çok şey var. Yani “bir sol var solda soldan daha içerü” demek, bence biraz kaçak dövüşmek anlamına geliyor.

Ha, derdiniz kafanıza takılan, sizi rahatsız eden doğruları dillendirmek değil, pozisyonunuzu korumaksa o başka tabii.

Ama zaman zaman gelip “Sen gemileri yaktın. Şunu da yazsana” diyen üstelik köşeleri de olan dostların hâlleri bana fazlasıyla acıklı geliyor. Bu da bana uymaz.


Alnında yıldızlı bere var diye mi

Steril pozisyonunu korumak için nereye kadar yürüyeceğiniz, nerede yutkunup duracağınıza dair bu muhasebeyi somut gündem üzerinden konuşalım biraz.

Ülkede 30 yıllık çatışmayı sonlandıracak bir barış ve çözüm süreci var. Taraflar ilk kez bu kadar kararlı bir irade ortaya koyuyorlar.

Bulunduğunuz konum açısından MHP’nin ne kadar milliyetçi ve sürece karşı olduğu üzerine kelam etmenin anlamı olmadığı ortada.

Bu atmosferde elbette önceliğiniz de ülkede kendisini solda tanımlayan “muhalefetin” tutumu oluyor.

Örneğin dönüp, son dönemlerde beyaz Türklerin de keşfettiği ülkenin “muhalif” müzik grubuYorum’un geçen pazar düzenlediği konser takılıyor gözünüze.

Silahların susması, diyalog ve siyaset kanallarının açılması için herkes elini taşın altına koymuşken, düne kadar bu talebi dile getirenler ne yapıyor diye bakıyorsunuz.

Konser alanında, Türkiye’deki savaşın sürmesindeki katkıları azımsanmayacak Esad’ın posterlerinin taşındığını görüyorsun. Üstelik de diktatör henüz, aralarında çocuklar da olan 16 Kürt sivili öldürmüşken...

Yetmiyor, Hürriyet’in, CNN Türk’ün, NTV’nin desteğinden gocunmayan, CHP’li vekilleri “devrimci”diye kürsüsünde konuşturan, ne kadar beyaz popçu-rockçu varsa halaya duranların, alandaki birkaç Kürt gencinden huzursuz olduğunu duyuyorsun.

Barış sürecine destek veren sloganlarını kesmesini istedikleri gençlerin “Kürt milliyetçileri” diye yaftalanıp alandan kovulduğunu, tartaklandığını işitiyorsun.

Ne yapacaksın şimdi?

Twiiter hesabında, Yorum konserinde Kürtleri de katleden Esad’ın posterlerinin taşınmasını eleştirip sonra silen Seher Dilovan gibi mi davranacaksın? Sonra o twitin yerine “Bilirken susmak, bilmezken konuşmak kötüdür” diye mi yazacaksın.

Nasıl yapacaksın?


Mış gibi yapmak...

Ya da akşamında İstanbul Film Festivali’nin ödül ve kapanış töreni var.

Salon da katılımcılar da pırıl pırıl. Ülkenin dev sermayelerinin “muhalif” kanalları canlı yayında.

Sahnede de, gönlündeki JİTEM’cileri, darbe sanıklarını kastederek “Âkil adamlar Silivri’de” diyenCeyda Düvenci.

Düvenci, Emek protestosu bölümünü anons edip sahneye iki sanatçıyı davet ediyor.


Hülya Koçyiğit
 ürkek adımlarla sahneye çıkıyor. Uğrunda “Vurun kahpeye” linçine uğradığını söylediği âkilliğinin diyetini beyaz cemaatine ödemek için çırpınıyor.

Ardından söz alan Nejat İşler “Emek kapanırsa babama ne diyeceğim” temalı kâğıttan okuduğu“yaratıcı” konuşmasını şöyle bitiriyor:


“Emek bizim İstanbul bizim!”

Siz kimsiniz, “the others” kimler ola ki?

Siz elinde kırbaç olan bir avuç aydınlanma neferi, diğerleri de karanlığın lordu ve ona kanan uçurum insanları mı?

Âkil de olsanız, ön sırada oturan Yılmaz Erdoğan gibi alkışla takılmak en iyisi tabii.

Okuyorsun değil mi âkil ağabey? Biliyorum iyi niyetle söylüyorsun ama o senin dediğin inan mümkün değil.

Pozisyonunu koruma derdinin insanı götüreceği yegâne yer komiklikten ötesi değil.

Ya da en iyisi Etiler de falan, işlek bir caddede “muhalif” isimli bir PR şirketi kurmak.


[email protected]