• 23.04.2013 00:00
  • (5336)

 Fazıl Say’ı hukuki argümanlarla savunmaya çalışanlar genel olarak konuya teknik bir boyuttan yaklaşıyorlar. “Say mesajın sahibi değil, yalnızca çoğaltıcısı” diyorlar. Sanki hakaret fiilinin oluşması için kullanılan cümlenin “özgün” olması şartmış gibi.

İçlerinde “AİHM içtihatları örnek olamaz çünkü Say azınlığa değil çoğunluğa hakaret etti”diyenler de var. Bu arkadaşların da “çoğunlukta olmak hakaret uğramama hakkını elimizden mi alıyor” sorusuna yanıt vermeleri gerek.

Zamanında şiir okuduğu için ceza alan Erdoğan’ın mağduriyetiyle Say’ın başına gelenler arasında kurulan analoji ise baştan sakat.

Zira Erdoğan TCK’nın 312. maddesinden ceza aldı. “Halkı kin düşmanlığa teşvik vs.” gibi ifadeler içeren bu maddenin faşizan bir içerikte olduğuna sanırım artık aklı başında kimsenin itirazı yok. Say’ı cezalandıran “hakaret” ile ilgili 216. Madde’nin muadilleri ise gelişmiş demokrasiye sahip ülkelerde de mevcut.

Ancak belki şaşıracaksınız, tüm söylediklerime karşın ben Say’ın sözkonusu fiilinden ötürü hapis cezasıyla karşı karşıya kalmasını tasvip etmiyorum.


Entelektüel pespayelik

Birincisi özgürlükler konusu elbette ki yalnızca yasal mevzuatın meşruiyetinde tartışılacak bir konu değil.

Öyle olsaydı, örneğin idam cezası kanunlarımızda mevcutken verilen kararlar karşısında gıkımızı çıkartmamamız gerekirdi.

İkicisi, “Nefret suçu” kavramı son dönemde çok fazla kullanılıyor.

Ne var ki kavramın içini boşaltıp, çocukça bir hassasiyetle otu boku nefret suçu olarak değerlendirme kolaycılığı bu hızla yaygınlaşırsa yakında konuşamayacağız, yazamayacağız.

Ki bence insanı otosansüre, makulün ve hâliyle klişenin sınırlarına hapseden “linç” hâli, devletin sansüründen katbekat tehlikeli. Yazıyı çiziyi, sanatı, sinemayı, hayatın gerçeklerinden kopartıp, steril bir alana kapatıyor. En cesurumuzu, marjinalimizi bile yutkunarak konuşan sıkıcı bir sahtekâra yakınlaştırıyor.

Ve daha da fenası bu bonkörlük, “nefret suçu”nun tüyler ürpertici etkisini de hafifletmeye başlıyor. Onu, gerçekten ihtiyaç duyduğumuzda bile kullanamayacağımız “klişe” bir yakınma hâline döndürüyor.

Dolayısıyla Say’ı özgürlükler bağlamında savunanlar da, onun aldığı cezayı yerinde bulanlar da tartışmaya konu olan “söylemin” sefaleti ve onu doğuran entelektüel pespayeliğin üzerinde durmalılar.

Öyle ya, Sav’ın yanında saf tutanların savunmalarındaki temel argümana bir bakın.


“O dünyaca ünlü bir piyanist. Bir aydınlanmacı, kallavi bir çağdaş”
 vs.

Hatta dün bir internet sitesinde Say’la ilgili şu cümleyi bile okudum: “ Fazıl Say gibi akli yapısı itibariyle suç işleme ehliyeti olmayan birinin...”

Halkı hakir, güvenilmez gören bu aydınlanmacı- pozitivist engizisyon zihniyeti tüm çocukluğuyla önümüzde dururken ve bize bunca malzeme verirken, onu ceza kanunlarıyla terbiye etmeyi savunmanın âlemi var mı?

Tek başına “o dünyaca ünlü, zeki çağdaş piyanist, fikrini küfre, hakarete başvurmadan ifade edemeyecek kadar zavallı mı” diye sormak, bu düzlemde tartışmalar yürütmek, onu entelektüel olarak mahkûm etmek 216’dan katbekat etkili değil mi?

Hem hâlâ tanımadınız mı bunları. Yıllar yıllar önce bakın Mises neler yazmış: “Onlar muhaliflerini hor gördüler, alaya aldılar, onlarla eğlendiler ve onlara iftira ve çamur attılar... Onların polemiği, hiçbir zaman muhaliflerinin iddiasına yöneltilmez; aksine her zaman muhalifin kişiliğine yöneltilir.”

Bu yozluk ve kin karşısında ceza kanunları dışında entelektüellerin sığınılacağı ne limanlar var deryada.


Tamam bir Yozdil değilsin Ahmet ama...

Dün tartışmaya katılan Ahmet Hakan beni çok şaşırttı.

Say’a verilen cezayı savunan Gülay Göktürk’ün daha önce “çocuk pornosunu savunduğunu”iddia eden Hakan şöyle diyordu:


“Çocuk pornosunda liberal, Fazıl konusunda haşin.”

Hani “İsa değil Musa, sopa değil asa, dere değil Kızıldeniz” fıkrası vardır ya, o misal işte.

Yahu Ahmet birincisi Gülay Hanım çocuk pornosunu değil, animelerin serbest kalmasını savundu. Nisan 2002’de de ABD’de muhafazakârların çoğunluğunu oluşturduğu Yüksek Mahkeme bu önerinin“fikir özgürlüğü” olduğuna hükmetti.

İkincisi Gülay Hanım bunu savunurken bir fikir ileri sürdü ve özgürlüğü savundu. Yani ne kimseye hakaret etti, ne de istismarı savundu. Aksine bunu çocuk kurbanları korumak için özgün bir fikir olarak cesurca dile getirdi.

Gülay Hanım’ın Say hakkındaki şimdiki sözlerini eleştirmek için, bu alakasız örnekle yola çıkıp hassasiyet avcılığı yaparak köşe komşun Yozdil’e adım adım yaklaştığının farkında değil misin?

Bunu sıfatı hak etmiyorsun, yapma hocam.


[email protected]