• 17.09.2013 00:00
  • (3419)

 Beş yıl kadar önce Taraf’a geçtiğimde de aynı ezgiyi dinlemiştim bu yurttan sesler korosundan. Şimdilerde Sözcü okurunun bile iltifatına mazhar olsa da, Taraf o dönemde kendi fikirlerinin dört duvarında yaşayanların nefret objesiydi. Zira günahı büyüktü. Tek renk yerine gökkuşağı gibi çıkıyorduk. Sokakta aynı havayı soluduğumuz hâlde ayrı düşürüldüğümüz liberaller, solcular, dindarlar aynı sayfaları paylaşıyorduk.

 

Bu renklilik okurdan da karşılık buluyordu. Türkiye’de ilk kez bir gazeteyi dindarlar, Aleviler, solcular, milliyetçiler, Türkler, Kürtler hep birlikte sahipleniyordu.

Yeni Türkiye’nin ufukta beliren hâlini müjdeliyordu aslında gazete. Ve kuşkusuz, yıllardır çoğunluğu oluşturdukları halde itinayla çevrede tutulanların demokrasi müşterekindeki bu fiili ittifakı, merkezdeki ayrıcalıklı azınlığı ve ilişiklerini çok korkutuyordu.

Ne yazık ki, bir solukta bitti bu macera da. Gelin görün ki müzmin istemezükçüler hâlâ bıraktığımız yerdeler.

Türkiye’de yazacağım daha ilan edilmeden fısıltı gazetelerinde yine o günlerin manşetlerini dizdiler; diziyorlar da:

“Ne alaka?” diyorlar. Bense dünkü cevabımda ısrarcıyım;

Beş yıl önce Taraf’a hangi gerekçelerle geldiysem bugün de aynı nedenlerle, aynı hayallerle o gazeteden ayrıldım ve Türkiye’deyim.

Benim için daha kolay olduğu halde, sırf gündelik yaşam pratiklerindeki tercihlerimiz benzer diye siyaseten “gerici,” statükocu merkez medyanın steril kollarına teslim olmadım yine.

28 Şubat’ın finansörü, suç ortağı darbeci sermayenin sponsorluğunda pazar sabahları haybeden ulusalcılık oynayıp “beyazlara” sesleneceğim mecralar yerine halkın okuduğu bir gazeteye geldim.

Dediğim gibi, üzgünüm, kimseyle “Muhafazakâr basının hayrındansa, merkez medyanın şerri” diye bir anlaşma yaptığımı hatırlamıyorum.

Müzmin muhaliflere ve huzursuzlara da tavsiyemdir, sormaktaki, eleştirmekteki cevvalliklerini ayna karşısında da göstersinler.

“Ülkenin en büyük muhafazakâr gazetelerinden birinin, siyasi yelpazenin farklı renklerine sayfalarında yer verebilecek cesaretinin, hoşgörüsünün binde biri bizde var mı” diye sorsunlar.

Evet, memlekette yaşanan sessiz sivil devrimin yolunu açan demokratikleşme davalarında, 12 Eylül Referandumunda, çözüm sürecinde demokratlara kapılarını açan paralel merkez medyanın bu büyük gazetesi inanıyorum ki daha da büyüyecek. Etkisi artacak.

Yönetimin, yıllardır gazetelerine sahip çıkan mütevazı, vefakâr “Türkiyecilerin” ve aramıza yeni katılacak okurlarımızın, basındaki hâkim seküler entelektüel kibre ders niteliğindeki bu hamlesinde yer almaktan çok memnunum.

http://www.turkiyegazetesi.com.tr/melih-altinok/575791.aspx