• 24.09.2013 00:00
  • (3482)

 Ahmet Hakan Hürriyet’teki köşesinde Türkiye’de sağa yönelen gurbetçi seçmenin Almanya’da sola oy vermesinin nedenlerini sorguluyor.

Diyor ki;

“Türkiye’de muhafazakâr, maneviyatçı, milliyetçi politikaları uygulayan partinin peşinden gidenler, Almanya’da bu tür politikaların yabancı düşmanlığına yol açtığını gördükleri için sola meylediyor olamazlar mı? ‘Türkiye’de sağcı/Almanya’da solcu olmak’ mesela ‘işine geldiği gibi davranmak’ olarak yorumlanamaz mı?”

Öncelikle, Ahmet’in, bu durumun, seçmenin, taleplerine yanıt veren partilere yönelmesinden kaynaklanabileceğini, “basit” bulup geçmesi hakikaten ilginç.

Zira gurbetçi seçmenin motivasyonuna dair ortada onca somut gerekçe varken bu zorlama mantığa başvurması niyet okumaktan başka bir şey değil.

Şöyle ki, Ahmet’in dayandığı bu yaklaşım, siyasal iktidarı istisnalar hariç elde edemese de daima merkezde olan Türkiye siyasi elitinin temel paradigması.

Bu yaklaşıma göre Türkiye’deki sağ muhafazakâr seçmen, mesela CHP’ye yönelen seküler gündelik yaşam pratiklerine sahip kitleler gibi “rasyonel” değildir. Onlar, siyaset mekanizmasının temeli olan “talep-vaat” dengesiyle hareket etmezler. “Cahil, cühela, görgüsüz, boş bırakılırsa ya davulcuya, ya şeriatçıya” kaçacaklardır. Nitekim son on yıldır da “makarna-kömür” yüzünden AK Parti’ye yönelmektedirler.

Cumhuriyetin kültür endüstrisi ürünlerinin yıllarca beynimize kazındığı gibi, “onlar yanlış bilinçten” mustarip “yığınlardır.”

Gelelim Ahmet’in AK Parti ile Hristiyan demokratların, CHP-diğer “sol” muhalefet ile de Sosyal Demokratların ve Yeşillerin politikalarını eşitlemesine.

Elbette hukuki statüleri farklı olsa da, Almanya’daki Türkler ve Müslümanlar, devletin resmî sosyal ve ekonomik politikalar açısından Türkiye’de gayrimüslimlere, Kürtlere vs. denk gelir.

Yerim dar uzatmadan birkaç maddeyle geçeyim.

Türkiye’de Ruhban Okulu’nu açmaya hazırlanan, azınlıkların mallarını iade eden, darbe davalarının, faili meçhul soruşturmaların arkasına siyasi iradesini koyan, seçmeli Kürtçe dersi adımını anadilde eğitim formüllerine doğru evriltmeye uğraşan, çözüm sürecini başlatıp riskini üstelenen AK Parti değil mi?

Peki ya bu adımlar karşısında “bölünürüz”, “asimilasyon”, “emperyalizmin oyunu” diyenler kimler?

Hadi Ahmet, Almanya’da bu paraleldeki politikaları solun, Yeşiller’in üstlendiğini bilmiyor, bunları Hristiyan Demokratlar sahipleniyor sanıyor diyelim. Peki, kendi ülkesindeki dezavantajlı kesimlerin, azınlıkların, Kürtlerin kahir ekseriyetinin de, tıpkı Almanya’da muadili olan sağcı-solcu gurbetçilerimiz gibi, kendi haklarını öncüleyenlere, AK Parti’ye yöneldiğini hiç mi duymadı?

Bir ihtimal daha varmış değil mi Ahmet? Gurbetçi muhafazakâr seçmen, yani AK Parti’nin “asıl” tabanı olan insanlar, Almanya’da sola, Türkiye’de de üç dönmedir bu politikaları uygulayan AK Parti’ye oy verdiklerine göre oportünist değil pekâlâ demokrat da olabilirlermiş değil mi?

Bırak bu işleri Yılmaz Özdil yapsın Ahmet. İnan senin üstünde sırıtıyor.