• 4.10.2013 00:00
  • (3001)

 Anadilde eğitim talebini destekleyen birisi olarak, şimdilik özel okullarda bu serbestinin tanınmasını önemli buluyorum.

Ama nokta değil. Zira “şikâyet etme oy kullan”cılardan değilim. Bu mevzuda da her cepheden hakkaniyetini kaybetmeden samimi kaygılarını tartışmak için ortaya koyanlara saygı duymalıyız.

“Yetmez ama evet” cephesiyle devam edeyim. Evet, adımı önemli buluyorum. Çünkü konu hakkında hem yakın geçmişimizin hâl-i pür melâlini unutmadım hem de bir engelim olmadığı için 10 yıllık AK Parti iktidarının siyaset tarzını anladım.

Bugün hâlâ, Yargıçlar Sendikası Başkanı, MHP ve bazı CHP’liler savcıları göreve çağırsa da AK Parti, başındaki kapatma davasını henüz savuşturmuş bir parti olarak hakların iadesi yolunda ilerliyor. Kürtçe enstitüleri, Kürtçe kurslar, seçmeli Kürtçe dersi derken özel okullarda anadil eğitime varan bir yol bu… Bu güzergâhın devlet okullarında anadilde eğitime zinhar varmayacağını düşünmemiz için ön yargılarımız ve mahalle baskısının güdükleştirdiği hakkaniyetsizliğimiz dışında bir neden de yok.

Kürtlerin kahir ekseriyeti bu gelişimin niteliğinin layıkıyla farkında. Maksimilistlikleri, kimi zaman milliyetçi-ulusalcı cenahın oluşturmaya çabaladığı paranoyalara tuz biber olsa da BDP’nin de her şeyin farkında olduğunu düşünüyorum.

Bu bağlamda, Çarşamba akşamı TRT’de Ömer Şahin’e konuşan AK Parti’nin deneyimli isimlerinden Burhan Kuzu’nun “bölünürüz” uyarısı eşliğindeki “Bir tek Kürt’ün anası yok ki, 18 tane etnik grup anasını alıp gelirse ne yapacağız?” sözleri de üzerinde durmaya değer.

E “gelsinler” Burhan Hocam? Devletin işi ne? Binlerce çalışanı, yüzlerce dairesi olan Milli Eğitim Bakanlığı yeni Türkiye’de artık “bu eğitim” işine bakmakla yükümlü değil mi?

Hem AK Parti’nin sloganı “devletin milleti değil, milletin devleti” değil mi? O halde halkın talepleri karşısında, eski Türkiye’yi hatırlatırcasına devletin bahaneleri sıralamak, paket açıklanırken Erdoğan’ın ısrarla vurguladığı “zamanın ruhuyla” ne kadar uyumlu?

Kaldı ki PKK’nın bir dönem hedeflerinden ötürü, sürekli bölücü olmadıklarını kanıtlamak zorunda olan bir halka haksızlık değil mi bu? Öyle ya Kürtlerin, anadillerini özel okulda değil, bizzat devlet okulunda layıkıyla öğrenmeyi talep etmeleri, bölücülük mü yoksa bağlılık beyanı mıdır?

Hayal âleminde yaşamıyoruz. Konunun teknik ayrıntıları, öğretmen, kitap, müfredat vs. hakkındaki maddi imkânsızlıkların farkındayız. Ama konuyu bu aklıselim düzlemde tartışmak varken, niçin kendi halkımızın bir kesimini rencide edecek, kimilerini ise gereksiz yere gerecek “bölücülük” gibi argümanları tercih ediyoruz?

Kaldı ki devletin kapısına dayanan, çocuğuna “farklı” bir eğitim vermek için gelen annelerimiz olsun değerli hocam. Yoksa birileri ovadaki çocuklarımızın sahipsizliğinden, dışlanmışlık hissinden tutup başka yüksek yerlerin kapsına dayanıyor; ağlayan hep analarımız oluyor.