• 8.10.2013 00:00
  • (4097)

 

 “Bu içerikteki bir pakete ‘yetmez ama evet’ demek, ömür boyu aşağılanmayı ve alay edilmeyi kabullenmek demektir.”

Yok, bilemediniz. Neredeyse aynısını hafta sonu Kazlıçeşme mitinginde Sayın Bahçeli de söyledi ama cümlenin patenti Cengiz Çandar’a ait.

Ne diyeyim, Çinlilerin ahını aldık herhalde; Allah bizi ilginç zamanların içine attı.

Öyle ya, bu nasıl bir paket ki, aynı anda, hem milliyetçiler için köprüden önce son çıkış, hem “bazı demokratlar” için ezilen halkları aşağılamak anlamına gelen tali bir yol muamelesi görebiliyor?

Hocanın dediği gibi: “Kedi buradaysa ciğer nerede, ciğer buradaysa…”

Peki, hadi, Çandar ve onunla aynı dilden konuşan arkadaşların aşırı hız tutkusuyla şerit değiştirdiklerini kabul edelim. MHP’nin söylemine arkadan yetişmelerini de maksimalizm pedalını körükleyip bir anda çevresini katettikleri dünyanın yuvarlaklığına verelim.

İyi de hocam siz ne ara böylesine hız tutkunu oldunuz? Üstelik de reformlara “yetmez ama evet” diyen demokratları “AK Parti iktidarının kuyruğunda, onun gönüllü propagandistleri, avareler” diye tanımlayacak kadar…

Meydan boş tabii. 80’leri, 90’ları ve o yıllardaki performansınızı hatırlamayan çocuklara yetmez ama evetçileri “sadaka almış dilenciler gibi” diye resmedin. “Lütuf ve ihsan görmüşlere özgü bir kanaatkârlıkla eller ovuşturuluyor” falan deyin.

Ama biz sizleri bizzat sizden tanıyoruz, abilerim, ablalarım. Kızgınlığınız sizler gibi olmadan, söz söyleme tekelinizi kırmamız. Hazmedemediğiniz, devletlülerle yanağımızı okşattırmadan medyada var olabilmemiz. Bence köhnemiş, zar zor barışanların kulağına savaş suyu kaçıran yazılarınızın nedeni de eskisi gibi el üstünde tutulmamanız. O sofralara artık çağrılmamanız. Manşetlerle, köşe yazılarıyla hükümetlerin devrildiği konforlu günlerin geride kalması.

Öyle olmasa OHAL’i getirildiği, savaşı tırmandıran sert operasyonların siyasi çözümün canını okuduğu, müzakerenin bir iki pusuladan ibaret olduğu dönemlerin Özal’ından esirgemediğiniz hakkaniyetin binde birini şimdi Erdoğan’a göstermez miydiniz?

Elbette rahmetlinin döneminin zorluklarını biliyoruz. Ama 90’larda hayal bile edilemeyecek reformların yanı sıra, OHAL’i kaldıran, çözüm sürecinde müzakerenin siyasi riskini açıktan üstlenen bir hükümet de Özal’ı aratmasa gerek.

Yarın da, işlerinin bozulmasıyla AK Parti’ye küsüveren bazı meslektaşlarımızın âdeta “amentüsü” olan “AKP 2005’e kadar iyiydi de, sonradan bozdu canım, ondan yani” mitini konuşacağız.