• 13.10.2013 00:00
  • (3083)

 Ortalık ayakta. Çünkü Marilyn Monroe estetik geçirmiş, “efsane çökmüş!”                       

Monroe’ya ilgimi bilen dostlarım, özellikle de kadınlar, hafta içindeki bu eski tartışmayla ilgili yeni haberi sıkça hatırlattılar.

Ben de bazılarına, Sharon Stone’u hep birlikte televizyonda izlerken “Ah o yaşa geldiğimizde şu kadın gibi olabilecek miyiz” diye yakınan kız arkadaşlarımıza eski bir dostumun verdiği tarihi ayarı hatırlattım:

“Olabiliyorsanız, şimdi bu yaşta Stone gibi olsanıza!”

Öyle ya, Monroe efsanesi kusursuz güzellik üzerine mi kuruluydu ki? Eğer öyleyse, yani iş bu kadar basitse, hadi estetik operasyon geçirip bir Monroe olsanıza?

Komiklikler, şakalar bir yana, Monroe’nun aslında “saf” güzel olmadığı vurgusuyla işlenen haberin, erkeklerden ziyade kadınlar tarafından çoğaltılması belki mevzuun en önemli noktası.

Zira “aynı” kadınların neredeyse tamamı, ABD’de yapılan bir araştırmada kendilerine en yakın hissettikleri karakterin Monroe olduğunu söylemişlerdi. Ama şimdi neredeyse hep bir ağızdan “bak çakmaymış” diyorlardı.

Sanırım bu hal, babalarına özenen, onun gibi olmaya çalışan ancak rol modelleri tökezledikçe gizli gizli sevinen erkek çocuklarının tarihi serüveninden farklı değil.

Dolayısıyla kadınların, Monroe’nun ya da başka herhangi bir pop ikonun gerçek olmadığına dair serzenişleri aslında erkek ve kadın cins arasında verilmiyor. Bu mesaj bizzat kadınlardan kadınlara ve kadınların kendilerine. Yani bu “bak”lar, kadınların binlerce yıllık motivasyonlarında yaşamlarını daha katlanır kılmak için bir güvenlik supabı, kolektif kıskançlıklarının da bir tezahürü.

 

Monroe da farkındaydı

Monroe bir söyleşisinde “Kimseyi kandırmadım” diyor. “Ama insanların kendilerini kandırmalarına izin verdim. Hiç biri benim kim ya da ne olduğumla ilgilenmedi. Bunun yerine benim için bir karakter oluşturmayı tercih ettiler. Onlarla elbette tartışmayacaktım. Çünkü nasılsa olmadığım birine âşıklardı.”

Efsane, cinsinin tarihi paradoksunun ve bu uğurda tasarlanmış bir karakter olduğunun, daha önemlisi trajedisinin fazlasıyla farkındaydı. Çünkü hanımefendi, “güzel” olduğu kadar zekiydi de.

“Eğer aptal bir kızı oynuyorsam ve aptalca bir soru sormam gerekiyorsa bunu yapmalıyım. Benden ne bekleniyor zeki olmam mı?” diye soruyordu.

Ama popüler piyasa için planlanmıştı ve aptal sarışından fazlası olmamalıydı.

“Bir erkeğin bir kadınla güzelliği için evlenilmesi ile bir kadının bir erkekle parası için evlenmesi aynıdır” dese de, Arthur Miller gibi bir entelektüeli ya da Kennedy gibi bir ABD başkanını “tavlamasının” tek nedeninin “aptal sarışınlığı” olduğunu kabul etmek herkes özelikle de hemcinsleri için en makul cevaptı.

Kaldı ki kim, “Erkekler davrandıkları gibi, kadınlarsa göründükleri gibidir. Erkekler kadınları seyreder, kadınlarsa seyredilişlerini seyreder” tespitini John Berger yerine bir aptal sarışından duymak isterdi ki?

Ama kimileri Berger’i okurken, “Kadınlar duyduklarına, erkekler gördüklerine âşıktır. Birçok kadının makyaj yapmasının ve birçok erkeğin yalan söylemesinin sebebi budur” diyen Monroe’yu unutmadı.

Evet, Los Angeleslı Norma Jeane’nin üretilmiş yüzü Monroe üzerine söylenen her söz, kalkışılan her eylem ona dair değil kendimizle alakalı aslında...

Onun estetik geçirdiğine dair belgelerin gelecek ay Beverly Hills’te 20-30 dolara satışa çıkartılacak olması da, “Marilynler” isimli eseriyle “çağ açan” Andy Warhol’a Valeria Solanas isimli grup tarafından suikast düzenlenmesi de, benim yaptığım gibi onun üzerine bir Pa