• 16.10.2013 00:00
  • (2994)

 Son demokratikleşme paketinin ardından Öcalan’ın ne diyeceği merak ediliyordu.                       

Paketle birlikte Ant’ın kaldırılmasını bile “acımadı ki” diye okuyabileceğimiz “bölgede zaten okumuyorduk” açıklamasıyla karşılayan BDP’den bir heyet nihayet adaya gitti. Öcalan’ın tavrını öğrenmiş olduk.

Benim için şaşırtıcı bir açıklama olmadı. Zira Öcalan’ın bu son görüşme öncesi kardeşi aracılığıyla ilettiği “paket bizimle ilgili değildir” mesajının süreci sonlandıracak bir açıklamanın habercisi olmadığı noktasında ısrarcıydım. Bereket öyle de oldu.

Evet, paket doğrudan “müzakere süreciyle” ilgili değil, olmamalı da. Çünkü İmralı’nın taraflardan birinin merkezinde olduğu müzakere, asla tüm Türkiye’yi ilgilendiren demokratikleşme sürecine eşitlenmez.

Benzer sorunlarla mücadele eden diğer ülkelerdeki pratiklerde olduğu gibi, adım adım ilerleyen demokratikleşme paketleri ancak, ülkede savaşan taraflarının “konuşabileceği” bir atmosferin oluşturulmasına hizmet eder.

Söz konusu paketlerin müzakereler neticesinde atılan adımlar olduğunu savlamak, kısa vadede taraflardan birinin siyaseten elini güçlendirse de, sonuçları itibariyle uzun vadede bizzat yine ona zarar verir.

Zaten aksi halde, “uzlaşılamaması” ihtimalinin, doğal olarak demokratikleşmeyi de sekteye uğratması beklenir. Ki buna da en başta çözüm ve barış isteyen tüm demokrat Türkiyeliler karşı çıkar.

Öcalan’ın kardeşiyle gönderdiği mesajla uyumlu olan açıklamasında da bu sağlıklı perspektifi açıkça görüyoruz.

İşte açıkça “Paket bizimle ilgili değil” mesajının devamını getiriyor. “Önerilerimi devlete yazılı ve sözlü olarak sundum. Anlamlı derin müzakereler için devletin tavrını bekliyorum” diyor. Açıklanan demokratikleşme paketiyle ilgili olarak da sevaplardan, günahlardan, eksilerden, artılardan bahsediyor. Hepsinden önemlisi, “pakete karşı yetmez ama evet tavrının ömür boyu aşağılanmak anlamına geldiğini” söyleyebilecek kadar “kopan” felaket tellallarına tokat gibi bir cevapla açıklamasını sonlandırıyor. Newroz’daki çözüm sürecini iradesini yineleyip “Umudunu koruduğunu” söylüyor.

Aynen öyle, Öcalan süreci, hareketin yasal temsilcilerinden, Kandil’den ve aydınlardan daha iyi okuyor. Ve inanın, sağlıklı sonuçlar veren bu okumayı, kişisel bekası, hareketinin gücünü konsolide etmek ya da gerçekten barış için mi yaptığını tartışmanın hiç bir anlamı yok.

Çünkü silahların susmasıyla, çatışmasızlık ortamının uzayabildiği kadar uzamasının ardından artık, ne onun ne de başka bir aktörün tekrar eski günlere dönülmesini sağlayacak “gücü” olacak.

Eskinin siyasi konforunun ortadan kalktığı bu ortamda da, partinin ya da örgütün iç dinamikleri yerine tabanın talepleri öne çıkacağı için, geçer akçe kurumsallaşmış demokratik siyasetin argümanları olacak.

Ensenizi karartmalarına izin vermeyin.