• 19.04.2013 00:00
  • (3430)

 Türkiye çok önemli bir tarihi dönemeçte. Cumhuriyetin kurulmasından bu yana ilk kez ülkenin en önemli yapısal sorununda çözüm olasılıkları belirdi. 30 yıldır süren savaşta barışa ulaşıldı. Uzunca bir süredir çatışma yok, ölen yok.

Yakın zamana kadar TSK’den ses çıkmıyordu. Son olarak Jandarma komutanlığı gelişmelere karşı olduğunu, Türkiye’nin bölünme tehlikesi içinde olduğunu söyledi. Bu çatlak ses dışında TSK, gelişmeleri olması gerektiği gibi, yani sessizce izliyor ve belli ki gene olması gerektiği gibi kendisince gördüğü sorunları kamuoyuyla değil hükümetle tartışıyor.

Türkiye bu sürece darbelere karşı yoğun bir mücadelenin sonunda ulaştı. Ergenekon davaları ile başlayıp Kafes, Balyoz vs gibi darbe girişimleri hakkında başlayan soruşturmalar, açılan davalar ve sokak gösterileri, bu gösterilerde “İlker Başbuğ çeneni kapat” sloganları bugünkü ortamı yarattı.

Bugün barış ve çözüme ilerleyen gelişmelere iki tür karşı çıkış var. Birinci grubun en önünde MHP duruyor. Bahçeli saldırgan bir dille tehditler savuruyor, ölmekten, öldürmekten bahsediyor. Orada, burada, MHP’nin gençlik örgütü ülkücüler de saldırıyorlar. CHP zor durumda. Resmi olarak gelişmelere karşı bir tutum aldı. Ancak bir süredir CHP tabanının yüzde 65’inin barış ve çözümden yana olduğu ortaya çıkınca CHP saflarındaki cılız çözüm yanlısı kanat daha fazla ses çıkardı ama hemen saldırıya uğradı. Genel Başkan YArdımcısı Gülseren Onanç, Kılıçdaroğlu tarafından istifaya zorlandı ve istifa etti.

Bu gelişme CHP’de nasıl devam edecek, tahmin etmek zor ama gene de, CHP konusunda kimse çok umutlu olmamalı.

CHP’nin ardından, toplumsal etkileri çok sınırlı da olsa ulusalcı sosyalistler de gelişmeler karşısında bölünmeye başladı. Bir kısmı Kürt özgürlük mücadelesini tanımladıkları gibi, barışı da 'emperyalizmin oyunu' olarak damgaladı. Onlar zaten artık, solun içinde tanımlanamayacak bir sağa yuvarlanış içindeler.

Bir kısmı ise mutsuz, heyecansız, isteksiz bir biçimde bir yandan barışı desteklediklerini söylerken diğer yandan da çözüme yani 'anayasa değişikliğine hayır' diyorlar.

Dün bomba atılan yerlere gidip çiçek bırakanlar, Kürt özgürlük hareketine 'silah bırakın' çağrısı yapanlar, dün de bugün de 'ulusların kendi kaderini tayin hakkı'na karşı çıkanlar, bir elleri CHP’de olanlar, şimdi barışa karşı çıkamıyorlar ama, gene bir kulp bulup; bu barışın AKP hükümeti zamanında olmasına da tahammül edemiyorlar...

Ulusalcı sosyalistlerin bu kanadına Kürt özgürlük hareketinin önderlerinden bazıları “bizi anlamıyorsunuz” diye yanıt verdiler. Bu hevaller yanılıyorlar. Ulusalcı sosyalistler Kürt hareketini anlıyorlar ama, onaylamıyorlar. Kürt özgürlük hareketi de, artık onlara bakmayı, onlarla teması bırakmalıdır. Onlar Türk sosyalist hareketinin kenarındadırlar ve bazıları dışına çoktan düşmüştür, bazıları da düşmek üzeredir.

Şimdi, toplumsal etkinliği artan, Kürt hareketine daima koşulsuz destek veren sokakta mücadele eden, özgürlükleri, barışı ve çözümü savunan bir sosyalist hareket vardır.

Bu hareket, devrimci sosyalizm sokaklarda darbecilere karşı çıkarken; Kürt özgürlük hareketinin önünü açmıştır, referandumda askerlerin sivil mahkemelerde yargılanması için tutum alırken Kürt hareketinin önünü açmıştır, bugün, barış ve çözüm sürecinde koşulsuz olarak Kürt hareketinin yanında tutum alırken, çözümün anayasanın etnik bir kimliğinin olmamasında olduğunu savunurken, çözüme giden yolda dün olduğu gibi bugün de Öcalan’ın özgürlüğünün gerekliliğini anlatırken Kürt hareketinin önünü açmaktadır.

Kürt özgürlük hareketinin gerçek dostları devrimci sosyalistlerdir...

* * *

» » Sesonline.net, yurttaş gazeteciliğinin bu önde gelen yayını 10’uncu yılına geldi. 10 yıldır özgürlükleri, barışı, çözümü, eşitliği, türlere saygıyı, yaşam hakkını savundu. Sesonline’ın Yayın Yönetmeni Yalçın Ergündoğan kuşkusuz çok büyük bir saygıyı hak ediyor. Sesonline’ı ve Yalçın Ergündoğan’ı kutluyor, Sesonline.net’e uzun ve daha güçlü bir yayın yaşamı diliyorum. (D.T.)