• 31.07.2013 00:00
  • (2548)

 Siyaset ile demokrasi arasında bir gerilim olabilir mi? Demokrasisiz bir siyaset belki mümkün ama siyasetsiz demokrasi mümkün değil. Yine de siyaset ile demokrasi arasındaki münasebetin sağlıklı bir zemini olmalı. Bir farka dikkat çekmek için kavramları burada biraz kayıtlı kullanacağım. Demokrasimeşru siyasetin sükûnet bulup oturmuş hâli olsun. Siyaset ise demokrasiye nefes aldıran, hayatiyet getiren, onu yenileyen bir kavga. Evet, siyaset bir savaş, bir boğuşma hâlidir. Demokrasi kurucu bir siyasetle inşa edilmiş, soğuyup katılaşmış bir asgari müşterekler zeminini ifade ediyor. Bu hâliyle hukuk ya da hukukun kurumsallaşması olarak da tarif edebiliriz. Demokrasi bir şehre benzer: Özel alan denen korunaklı hanelere çekilip, gündüz kamusal alan denen yüzleşme, tartışma meydanına çıkılan bir şehir. Bu şehirdeki meydan, boğuşmanın kontrollü faaliyet zeminidir. Yani meydan siyasettir. Meydanı da kapsayan ve istirahat ve sükûnet gözeneklerini de içeren daha geniş şehir ise demokrasi. Meydanda devam etmekte olan bir “savaş”ın bütün şehre yayılmasına (garip gelse de) demokrasinin siyaset tarafından istilası diyelim. Bu, her şeyin birden inşaat moduna girmesi, şehirdeki her şeyi yenileme imkânı ve mutlak uyanıklık anlamına gelir. Ama riskli bir hâldir.

Eğer bütün bir demokrasi siyasetin (kavganın) alanı hâline gelmişse, o zaman hakların gölgesindeistirahat etme imkânı daralır. Siyasetin doğasından neşet eden taraftarlık ve çatışmademokratik icmanın herkese açtığı sükûnet gözeneklerini taciz ile zorlar. Hukukun güvenceye alıp soğuttuğu her gözenek sıcak siyasetin plebisiter buldozeriyle eritilerek şehir ahalisi perdesiz bırakılır. Böylece ahali meydana toplanır. Bu bir nevi kentsel dönüşüm projesinde gözenek perdeleri kalkıncaher yer meydan olur. Çünkü şehirde meydan şehrin kendisi kadar genişlemiştir. Ahali burada zımni bir sorgulamaya tabi tutulur ve siyasetin tarafgirlik baskısına maruz kalır. Bu politik çıplaklık vekorunmasızlık hâli esasen devrimlerde olur.

Türkiye’de son dönemde bir devrim yaşandı ve bu devrim hâlen devam ediyor. Eski rejimin bitişikabul görürken yeni bir rejimin başlamaması gerçeği ise yeterince fark edilmiyor. Esasen Türkiye bugün bir karizmatik araftadır. Bugünkü tıkanmanın arkasında AK Parti ile başlayan devrimi bitirmeme ısrarı yatıyor.

Devrim tamamlanmadığı yani devrimin bitmemesinde ısrar edildiği için teyakkuz ve korku hâlisürüyor. Sürekli teyakkuz ile bitap düşse de ahalinin gaflete düşme ihtimali sıfırlanmış oluyor. Bu kadarçok yakaza bünyeye zarardır. Her meydanın kendisini çevreleyen evlere, her siyasetin kendisini kontrol altında tutacak bir demokratik sükûnet çerçevesine ihtiyacı vardır. Yed-i kudretinde oksijen verdiği demokratik beklentiye kabuk bağlatmayan istilacı bir siyaset, sükûn ve çözüme dair ümitleri hep arafta bırakır. Korku ve ümit ortası böylesi bir açık kalp ameliyatı, taraftarları ümit ile uhdesinde tutarken, karşı taraftakileri korkuya mahkûm eder. Karizma siyasetinin içeriyi sürekli yüksek ateşte tutan hararet stratejisi dışarıdan gelen (komplo dâhil) tehdit ile birleşince ortaya çıkan tablo: on yıllık bir devrimden sonra eskiye nispetle herşey çok iyi ve yeni ama sanki yeniye nispetle hiçbir şey tam değil, oturmamış. Herşey lider ipliğine bağlı. PKK ‘durdurulmuş’ ama elde Öcalan olduğu için (Kürtlerin hukuku iade edildiği için değil). Darbe yok veya başörtüsü serbest ama bunlar anayasal güvence altında olduğu için değil, siyasi önderliğin dirayetinden. Herşey çok sıcak, çok duygusal, çok tarafgirane ve değişken.



[email protected]

Twitter: @mucahitbilici