• 4.09.2013 00:00
  • (3395)

 Misafir ile evsahibinin buluşması ilginç bir buluşmadır. Misafir hakkında söylenmiş en güzel sözlerden biri şudur: “Misafir umduğunu değil bulduğunu yer.” Misafir, gittiği yere hükmetmeye çalışmaktan vazgeçmek zorundadır. Misafir kendisine ne ikram edilirse onu kabul eder. En fazla mazeret ile muafiyet izharında bulunabilir. Yoksa seçme ve emretme makamında değildir.

Kadim gelenekte misafirin edebi şunu gerektirir: Kendi iradesini askıya almak. Misafir Müslimdir, teslim olur ve şakirdir, evsahibinin izzet u ikramı karşısında sadece teşekkür konumundadır. “Buraya oturun” dense oraya oturur. “Şuraya geçelim” dense oraya geçer. Görevi mutlak teslimiyettir: Beğenmedim, azdır, çoktur diyemez. Yani misafirin evsahibine karşı tavrı tam bir mahviyet ve teslimdir. Zira, misafir rızkı ile birlikte gelir (Mevan bi rizqê xwo tê).

Evsahibi ise kapısını çalan misafiri kabul eder. Misafirin tanıdık yahut yabancı olması hiçbir şeyi değiştirmez. Zira misafir “Tanrı misafiri”dir. Misafir, Allah tarafından yabancı olmaktan çıkarılmıştır. Misafir Tanrı’dan olduğu için evsahibinin yapması gereken şey bellidir: Mutlak ikram. Koşulsuz ikram ile yükümlü olan evsahibi, kendi aç kalır, misafire yedirir.

Bu ikram ihtiyaç kadar değil, ihtiyaçtan fazla olmak zorundadır. Ta ki misafire “biraz daha var mı?” dedirtme ihtiyacı hâsıl olmasın. Çünkü misafir iradesini evsahibine teslim etmiştir. Tehdit olmaktan çıktığı gibi talip olmaktan da uzağa düşmüştür. Evsahibi bütün potansiyel talepleri tüketmek zorundadır. Evsahibinin elinde misafir, kendisinin dışındadır. Evsahibindedir.

Evsahibi ile misafirin buluşması esasen kader ile iradenin buluşmasıdır. İrade kendisini teslim ettiğinde kader iradenin hizmetine girer. Misafir “hiçbir şey”e razı olabildiği için evsahibi ona “her şey”i vermek durumundadır. Misafir, misafirliğini bilip evsahibinin işaret ettiği odaya geçip, ikram ettiği yemeği memnuniyetle yediği için, evsahibi, misafire belki o istese, vermeyeceği izzet ve şerefi fazlasıyla verir; onu “başı ve gözü üstüne” (ser çava, ser sera) kabul eder.

Hâlbuki sokakta karşılaşsalar, iki yabancı olarak birbirlerine bakacak bu iki insan ilahi bir organizasyon olan misafirlik bağlamında karşılaştıklarında bambaşka bir iklime girerler. Bu yabancı ruhlar yekdiğerinde selam bulur. Misafir hele iztirar hâlindeyse, karşısında evsahibi çaresizdir: misafiri kabul etmek zorundadır (mesela, ziyaretçi kabul etmeyen ülkelerin bile mültecikabul etmek zorunda kalması bu kuralın bir devamıdır).

Evsahibi ve misafirin karşılaşmasında hem evsahibinin hem de misafirin içinden geçen bir garip elektriğin devresi tamamlanır. İradelerin birbirlerine ram olması ile bütünlenen kader, ikram ile meyve verir. Yani taraflar kendilerinden geçebildikleri için kendilerinden daha büyük bir şeye ulaşırlar.

Evet, misafire söylenen şu söz el hak doğrudur: “Eğer Mâlik-i Mülke memlûk isen, Onun mülkü senindir, gör.



[email protected]

Twitter: @mucahitbilici