• 6.11.2013 00:00
  • (2961)

 Her gün soru sorarız ama sorunun kendisini sormak aklımıza pek gelmez. Soru ve cevap bilinç denen kırığın ayırdığı iki parçanın ilkidir. Soru bu açıdan tamamlanma istiyaki içinde kıvranan açıkta kalmış bir hassasiyettir. Kırık, parçaları cereyanda tutar. Müdahale aciliyeti gerektiren bir kanamadır soru. Soru ile, parçanın bütün olma arzusu dile gelir. Cevap, yarayı saran, bu hissi doyuran örtüdür. Cevap soruyla buluştuğunda kanama durur. Bu itmam ve tatmin geriye şükür ve zevk bırakır. Bilinç ise söner.


KARAR ÜSTÜNE

Âlemde kararsız olan bir insan var. Başka herşey kararında. Karınca mesela kararınca hareket ediyor. Onun kararı çünkü çoktan verilmiş. Ona sadece verilmiş kararı uygulamak, o kararın içini doldurmak, hatta o kararda akmak düşüyor. İnsan ise kararı verilmemiş olandır. Kararını kendisi vermek zorunda kalandır. Karar kılması gereken insan çizilmemiş bir sınırın hamalıdır. Bu sınır insanın içinde çizilmemişliği ile salınıp durur. Karıncanın kararı zevkli, insanın kararsızlığı isegurbetlidir. İnsan sınırlarını belirlemek zorundadır. Acaba nereden geçmeli, nerede durmalıdır? Bu soru, insanın ömrünü tüketir. Yahut ömür bu sorunun cevabıdır.


YANILABİLEN HAYVAN

Hayvanda id vardır ama ego yoktur. Zira süperego, kendisi ile id arasında ego’nun doğmasına imkân bırakacak bir mesafeye izin vermemiştir. Hayvanda süperego, id’i zapdetmiştir ve ona geri çekilip, tekrar konuşlanarak ego olarak dönme izni vermemiştir. İkisi arasındaki ilişkinin mahiyeti eğer icat ve inşa değilse, bir fetih ve mülkiyettir. Yani doğrudanlık geri çekilmeye imkân tanıyan mesafeye müsaade etmemiştir. Dolayısıyla böyle bir mesafenin içinde yankılanacak konuşma ve düşünmeye de ne ihtiyaç ne de fırsat kalmıştır. Hayvanda id’in dizgini süperego’nun elinden hiç çıkmadığı içinhayvan serseri değildir. Yani, hayvan tahdit edilmiş, tehdit edilmemiştir. Hayvan yanılamayanbir varlıktır.

İnsanda ise id tahdit edilmediği için süperego’nun gurbetindedir. Geri çekilerek id’e mecra bırakan süperego, id’in dizginlerini kendi eline vermiştir. Süperego duvarına fıtraten toslayamayanid, bu boş meydanda durup şuurlanabildiği, kendi hakkında soru sorup karar verebildiği için ego olmuştur. Ego’nun imkânı da trajedisi de budur (hem trajedi sadece serserilerin, karar vericilerin başına gelen bir şey değil midir?).

Gurbet, özlemenin hem sebebi hem de imkânıdır. Dizgini kendi eline verilmiş ve tahdit edilmemişbir id olarak ego, bu imkân karşılığında resmen, temsilci gönderilerek davet ve tehdit edilmiştir. Çünkü gurbetin riski de unutmak ve yabancılaşmaktır. İd’in süperego’yu bulma imkân ve sorumluluğuna ego diyoruz. Ego bir anlamıyla, id’in süperego ile gerçekleşmeyen buluşmasıdır. Yahut aradaki kopukluğun doğurduğu cereyandır. Bilmekonuşma ve çağırmaya meydan veren bu cereyan kendisini bitirmek ister. Buluşma gerçekleştiğinde ego söner. Zira id süperego’dan kopmuş bir emanettir ve sahibine dönmek, “zevkinde ölmek ister.”


Ölümüne varmak istiyoruz, çünkü sadece ölünce varıyoruz.

İnsan nerede duracağını bilen değil, nerede duracağını bulması gerekendir.

*


NOT
: 90’ların mirasıyla yüzleşme ve yaptıkları hata ve zulümlerden dolayı özür dileme fazileti gösteremeseler bile Kürdistan’daki siyasi oluşumların başta BDP ve HÜDAPAR olmak üzere, bu saatten sonra şiddetten uzak durmaya azami gayret göstermeleri gerekir. Bu onların Kürdistan’da amme vicdanına, Türkiye’de barış sürecine ve dahi Ehmedê Xanî hazretlerine asgari borçlarıdır.



[email protected]

Twitter: @mucahitbilici