• 10.05.2014 00:00
  • (3021)

 Bugün Türkiye nerede duruyor? Kimilerine göre büyük bir halk inkılâbı oldu, alkışlamaktan başka yapacak bir şey yok. İdealizmin naifliğine karşı reel siyasetin gerçekçiliğine atıf yaparakmevcuda iktifa etmeyi bir mecburiyet gibi sunanlar var. Haklarını yememeli, bu istikametteki bazı analizler fena sayılmaz. Ama statükocular. Yani değişimin kendisinideğişimi yapan siyasi iradenin tapulu malı gibi görüyorlar. İkinci olarak da siyasal müdahale hakkını sadece muktedir olana verip, muhalif olanın siyasetini siyasallığın dışında kalan bir “darbe” olarak isimlendiriyorlar. Bu haksız siyasallık taksimine itiraz teşebbüslerinin zayıflığı da bu yaklaşıma haketmediği bir gurur veriyor. Tartışmanın dışındakiler için bu haksız kazancın haksız kısmına işaret etmek bir insaf gereği.

Evet, Türkiye’de AK Parti ile birlikte bir halk ihtilali oldu. Devrim biteli de çok oldu. Şu anda devrim sonrası kasıtlı kurumsallaşmama sürecini yaşıyoruz. Türkiye kasten karizmatik bir araftadır. Kurumsallaşmanın gerektirdiği irade ve kanun örtüşmesi bu dönemde gittikçe bozulmaktadır. Yani irade, kanun perdesini yırtarak çıplak hâle gelmiştir. Yırtılmanın irade lehine bozulması gerektiği konusunda iktidarseverlerin yaptığı tespit doğrudur. Çünkü öncelik iradeye aittir. Kanunun boğucu ve bürokratik sıkıcılığı karşısında iradenin ön açıcı ve ferahlatıcı heyecanı geniş halk kitlelerini sarmış bulunmaktadır. Hatta bu bilinçli karizmatik performans kendi kendisini “sağlam irade” gibi etiketlerle tesmiye etmekle, kendi kendisinin farkında olan bir siyaset olduğunu da söylemektedir. Yani tesadüfî bir şahsi otoriterlik değilhesabı kitabı yapılmış bir şahıs merkezli iktidar programıdır sözkonusu olan.

Bu karizmatik geçiş döneminin devasa bir ekonomik rantın dağıtımına da tevafuk etmesi, siyasi iradenin gelecek vaat eden potansiyeline dair ümidi pek çok medya mensubu için neredeyse bir mesleki ibadet hâline getirmiştir. İktidar medyasındaki “diktatörlük çok güzel, gelsene” havasındaki koronun dışında iktidarın kendisinin medya olup ringe çıkması gibi bir durumla da karşı karşıyayız. Bugün medyada iktidarı tepe tepe hatta belki tapa tapa savunma özgürlüğü var ve bunun medya özgürlüğü olarak kabul edilmesi isteniyor. Buna tenezzül etmemek de bilerek imkânlardan feragat anlamında bir enayilik (yani gaflet) değilse eğer bir halk iradesine ihanet olarak görülüyor.

Devrim zamanlarında irade hukuktan azad olur. İradenin yaptıkları birer aksiyondur, hamledir ve evet birer darbedir. Bu hukuken meşrudur çünkü hukukun kendisi askıya alınmıştır. İrade, hukukta egemenlik deliği açınca o deliğin sadece dümenin başına geçen kaptan için değil gemideki herkes için de açıldığını unutmamalı. Nitekim o delik büyüyecek ve her yerde iradeler çıplak hâle gelecektir. Darbe dediğiniz şey,iradenin hukuk perdesinin dışında görünmesinden ibarettir. İradeler sadece savaşır. Orada derin anlamıyla saf siyaset vardır. Tarafların birbirlerine bu kadar vahşi görünmesinin sebebibudur. Sadece iktidar olan gücün değil muhalif olan güçlerin de iradesinin hukuktan soyunduğu bir düzlemde darbe sadece muhalifin payına düşen bir kalleşlik değil, tüm tarafların yaptığı şeyin, saf siyasallığın adıdır. Hatta denebilir ki bir irade olarak hukuk veya yargı bile ihtilal zamanında kendi hamlesini yapıyorsa buna şaşmamak gerekir. Bu tarz bir saf siyasallığa düşülen istisna zemininde “nefsi müdafaa”nın meşruiyeti, büyük bir çoğunluktan alınmış oy desteğinin “milli” meşruiyetinden daha az olmaz.

İhtilal meşruiyeti iradeye dayalı bir meşruiyettir ve tüm iradeler için geçerlidir. Hüküm galibe geçer ama bu galibi daha meşru yapmaz.

[email protected]

Twitter: @mucahitbilici