• 10.09.2014 00:00
  • (3780)

 Bir demokraside siyasi muhalifinin bankasını batırmaya çalışmak belaltı vurmak, siyasal gücü suiistimal etmektir. Gülen Cemaati’ne ait okullardan yol geçirmekBank Asya’yı batırmak için uğraşmak güpegündüz ayrımcılıktır. Sana siyaseten ihanet etmiş muhalifini ancak siyaseten cezalandırabilirsin. Yoksa elindeki devlet gücünü kullanıp ekonomik ve sivil olarak taciz ve tahribe çalışırsan bu ayrımcılığa ve nihayetinde etnik temizliğe dönüşür. Bugün siyaset ve kurum seviyesinde sürdürülen “paralelcadı avı, yarın öbür gün ortalama vatandaşın av merakına sirayet ederse ne olacak?

Bu işler böyle masum yahut makul bir ilk gerekçeyle başlar sonra ipin ucu iyice kaçar. Cemaat mensup ve kurumlarının böyle pervasızca şeytanlaştırılmasına toplumdan hiç tepki gelmemesi ise en ürkütücü olanı. Devletin Gülencileri fişlemesinden, özel okullarına apaçık devlet ayrımcılığı uygulamasına kadar bir dizi etnik ayrımcılık örneği görüyoruz. 11 Eylül’ü yapan katiller de Müslüman bahanesiyle Amerikalılar tüm Müslümanları suçlaşa, “vay İslamofob haçlılar, orada durun” diye yeri göğü inletecek insanlar, bunun bir benzerini Hükümet Cemaat’e yapınca hiç sesini çıkartmıyor. Paralel bir etnisite yaratıp, sonra etnik temizlik yapmak ekser ulus-devletlerin bohçasındaki kara lekedir. Devleti zulmederkenyüzünü başka tarafa çeviren çoğunluk toplum ise mahcubiyetten öte bir vicdani cezaya mahkûmdur. Çünkü sesini çıkarmadığı yalanlardan talanlar çıkarmaktadır o sessizliğiyle.

Milli iradeile demokrasi arasındaki farkı öğreninceye kadar fiilen açık kalan açık çek kapısından çok kaçaklar, hırsızlıklar ve suiistimaller vuku bulacaktır. Bakalım iradesini iktidarda gören “millilik ne zaman bu zafer sarhoşluğundan uyanıp adalet-i mahza’yı ilke edinmeye başlayacak.

Ahlaksızlıkne zaman başlar? Adaleti, şahsi ve milli menfaatinin üstünde bir değer olarak görmediğin zaman.

*

MEDENİYET DAVULU ÇALARAK NEREYE KADAR?

İslamcılığa dair (30 Temmuz’daki) yazımın bir parantezinde şunu demekten kendimi alamamıştım: “Post-modernizmden mülhem eleştirel batılı çikleti Müslümanlar adına ikinci el çiğnemenin karikatür versiyonu hâlâ bazı gazete köşelerinde ‘varoluşsal bir yokoluş’ cafcaflı çerezliğinde cılkı çıkmış hâlde devam ediyor. Bir Müselman de çıkıp, bu eziyete ses çıkarmıyor!” Allah’tan nihayet bir Müselman çıktı ve çağ kebabı sırığıyla medeniyetsel yüksek atlama yapanların samimi duygusallığına eşlik eden sığ fikrî seviyesini ifşa etti. Ne demeli? Öğüt’ü bol olsun!

*

ENTELEKTÜEL NEYE KARŞI SORUMLUDUR?

Entelektüel her şeyden önce mülksüz ve korkusuzdur. Entelektüel, kaybedecek bir şeyi olmayan olmayı göze alabildiği için bir zincirkırandır. Çünkü zincire vurulamayacak şey(söz) kadar kendisini yalınlaştıracak bir perhize tabi olmayı seçmiştir. Yani mülkiyet orucututmuştur. Sözüne mihnet, fikrine vesayet doğuracak imkânlara hayır diyebilmiştir.Entelektüel esasen vicdan kapıcısı ve hakikat bekçisidir. Vicdanın sessiz konuşmasına ses ve söz olmak için, hakiki evi başka yer olan vicdan gibi o da evsiz olmayı ve gurbette kalmayı göze alabilmiştir. Çünkü bu bedeli ödemeyen her konuşma teşebbüsü iktidar karşısında mağluptur. Gücün mantığına ve işleyişine tabi olmayabilmenin yolu,güçten istiğnadır. Sadece bir ses kadar yalınlaşabilenler, bir vicdan kadar tasaffi edebilenler gerçek anlamda entelektüel olabilirler.

Entelektüelin sorumlu olduğu merci ne kendi devleti ne de kendi milletidir. Entelektüel sadece hakikate karşı sorumludur.

[email protected]

Twitter: @mucahitbilici