• 11.10.2014 00:00
  • (4055)

 Neler oluyor?Haklı soru. Kimine göre her zamanki gibi bir komplo var. Dünya komplo kaynıyor, doğru. Fakat neden bizde sadece komplo var? Bir yerde komplodan başka bir şey olmuyorsa, orada makul düşünme imkânına yer bırakılmamıştır. Komplo teorisine iman etmiş akıl, benliğin dışındaki dünyayı benliği hatasız bırakacak şekilde tenkid ve itham eleğinden geçirmekle meşguldür. Bütün dünya size ihanet ederken, kendinizi sorgulamanız size ihanet gibi görünür.

İslamcılığı hep eleştiren biri olarak, kendime sorduğum bir soru şudur: İslamcılığın hiç mi iyi bir tarafı yok? İslamcılığın Türkiye’ye önemli bir faydası verdiği cesaret duygusudur. Bir Müslüman milliyetçiliği olarak İslamcılık esasen diğer milliyetçiliklerin yaptığı etkiyi yapar: kendi’liği keskinleştirdiği için özgüveni artırır. Kendine güveni, sömürgecilik ile hırpalanmış olan toplumlarda milliyetçilik özgürleştiricidir. Milliyetçilik placebo’sunu alanlar, zaten zihnî olan aşağılık kompleksinden epeyce azad olurlar. Ancak cesaret için gereken bu cehalet, tahsil edildikten sonra, hâkim olan cahil cesareti, onu kullananları başka belalara duçar eder.

Türkiye’de dindar kimliğin AK Parti döneminde özgürleşmesi ve geniş kitlelere yansıyan ciddi ekonomik büyüme ortamı, Müslüman milliyetçiliğinin resmî bir söyleme dönüşmesine zemin hazırladı. Türkiye’nin ne kadar “büyük ve kurucu güç” olduğuna dair büyüklük tezleriile “bizi rahat bırakmıyorlar bakın işte komplo var” kıvamında puzzle çözen ve milli gururu okşayan komplo teorileri el ele vermiş kamusal zihni iğdiş etmiş bulunuyor. Dindar Türkler ekseriyetle Türk milliyetçiliğinin şişirdiği ve şimdi İslamcılığın sahiplendiği emperyal fantezilerle sarhoş durumdadır. Hâlbuki, hamaset, sorunları görmekten alıkoyan tatlı bir uykudur.

Kobani’ye duyarsızlığa tepkiolarak başlayan eylemlerin tahrip ve vandalizme, daha da doğrusu cinnetli bir cinayet nöbetine dönüşmesi demokratik itiraz terbiyesinde bulunduğumuz seviyeyi ve reel adaletin derecesini gösteriyor. Şiddet eylemleri, yakıp yıkmalar ve cinayetlerin bir mazereti yoktur. Fakat orda durmamalı ve şu soruyu da sormalı: Bir barış süreci için partnerin olan PKK’nin tabanı acaba nasıl ve niye bu kadar büyük bir öfke biriktirdi? Ve bu taban Kobani krizinde patlayınca niye herkes PKK lideri Abdullah Öcalan’ın vereceği işaretin muhtaç ve dilencisi durumuna geliyor?

Şunu da eklemeli: Öcalan’ın serbest bırakılmasına ve siyasi partisinin başına geçmesine taraftar biriyim. Hatta tüm PKK’lilerin genel bir afla topluma ve siyasete dönmelerinin Türkiye Cumhuriyeti’nin geçmişe dönük günahlarının bir keffareti olarak sağlanması gerektiğine inanıyorum. Ancak temel hakları için tüm Kürdlerin Öcalan’a ve PKK’ye mecbur ve muhtaç bırakılmasını kabul edilemez buluyorum. Eğer Kürdlerin temel hak ve egemenliklerini (anayasal) kanunlara dayalı bir ilkesellikle iade etmeyip, şahıs olarak elinde tutuyor ve pazarlık vesilesi yapıyorsan, toplumda öfke birikmesine şaşmaman lazım. İç Kürdlere kardeşlikten fazlasını, sınırın altındaki dış Kürdlere de mültecilikten fazlasını çok görmeyeceksin. Bir yerde adalet mihnete, haklar da sadakaya çevrilip veren ele borçlanmaya sebep kredi hâline getirilmişse orada adalet gecikmiştir, harcanmıştır. Haram olan faizi(ni) yemek için o haklar sermayesini elinde tutan gasıp bir bankerden veya bankadan farkın kalmaz. Muhatabını sonunda vandal yapar, kendini banka misal yaktırırsın.

Hakiki bir Barış Süreci Kürdlerden resmî devlet özrü dilemek ve anayasal düzenlemeyle hakları naz ve pazarlıksız iade etmeyi gerektirir. Kürdlerin gasp edilmiş haklarının iadesinin faturasını sorumluluk alması gereken Türklere çıkartmayıp, bu bedeli Kürdlere çıkartmak ve onları kendi siyasi konforunun bekleme odasında tutarak bir nevi dilenci yapmak yanlış bir yoldur. Hakları için başkasını kendine dilenci yapan, öfkeleri için de başkasına dilenci olur.

[email protected]

Twitter: @mucahitbilici