• 22.11.2014 00:00
  • (3006)

 Dünyayı kendine muhtaç veya mecbur sanmak nasıl bir şey? Veya tüm hakikatin sadece bizdeolduğu duygusu ile hareket etmek? Acaba insanlar ve devletler dört tarafı düşmanla çevriliolmayı nasıl başarıyorlar? İnsanların ve devletlerin kendilerinin dışında kalanlara karşı bu kadarvahşileşebilmeleri ancak hakikat duygusunu suiistimal etmeleri ile mümkün.

Şöyle bir düstur geliştirmişler: Dünyadaki tüm iyilikler bizde; tüm kötülükler ise dışımızda(kilerde).

İçine eskiden düşürüldükleri, şimdi ise misk u amber sanarak yüzlerine gözlerinetaammüden bulaştırdıkları milliyetçilikle, İslamiyet ve hakikati kendi devletlerinin veya milletlerinin tekelinde bir şey sananlar var. Şeriat diye dünya âleme kendi bedeviliklerini takdim eden nice din esnafı var. Bu zihinler, hakikat duygusunu siyaset tarafgirliğinekaptırmış ve dinî kimliğin siyasi suiistimaline kendini oyuncak etmişler.

Silahsız hâli bedevilik olarak görünen bu yaklaşımın karikatürleşmiş, kanlı ve silahlı hâlini IŞİD teröründe görüyoruz. Bu ilkelliğin her zaman bir ilksellik olarak kendini takdime çalıştığını görüyoruz. Masum bir sade’liğin arkasına sığınan vahşi bir sadece’lik sözkonusu.

Bunlar tüm güzellik ve hakikati İslam’a münhasır kılmak istiyor gibi davranıyorlar. Ne kadar vatanseverler, ne kadar İslamiyet hamiyeti ile dolular diyesi geliyor insanın. Fakat kazın ayağı öyle değil. Elbette tüm güzellik ve hakikat İslam’da mündemiçtir. Yalnız İslam’ın tümünün ve (isminin değil) hakikatinin bizim İslam diye bildiğimiz zan ve kültürümüze münhasır olduğunu nereden çıkartıyoruz?

Böylelerin militanlığı, İslam’ıo kadar çok sevmelerinden kaynaklanmıyor. İslam’a taraftar görünen militanlıkları, kendileri dışındaki her şeyi İslam’ın dışı saymaktaki arzu ve ısrarlarından kaynaklanıyor. Bu bencillik ve milliyetçiliğe İslam’ı alet etme hâlinin İslam’a bir saygısızlık olduğu açıktır. Aynı şekilde, tüm iyilik ve güzelliği kendine saklayıp tüm kötülük ve çirkinlikleri başkalarına havale etmenin İslam’ın hakikat anlayışıyla ve kulluk edebiyle de bir ilgisi yok. “Hak ve hakikat inhisar altına alınamaz.

Bilmediği şeylere düşman olup, “dine zarar gelmesin ne olursa olsun” seviyesinde İslam’a sahip çıkanların sahip çıkışına İslamiyet hakikat-i hâlde muhtaç değildir. Tarih de böylelerin hükmünü vermiştir. Dökülecekler.

İyiliğin tarafındaolmaktansa tüm iyiliği kendi tarafında tutup kendini temize (iyiye) çıkarma çabası Müslümanca bir tutum değil. Çünkü “zihniyet-i inhisar hubb-u nefisten gelir”.Yani tekelci yaklaşım, hakikati tekeline alan elin hakikate olan aşkından ziyade o elin kendisine kendi egosuna olan aşkından kaynaklanır. İslamofobi edebiyatı ile sağa sola sataşıp kendi cehaletiyle Hıristiyan, Yahudi, her türlü gayrimüslim düşmanlığı yapanlar var. Demokrasiyi korku nesnesi yapıp tüm iyiliği kendine ve tüm şerri başkasına havale eden fobilerle kendini zombileştirenlerin bir gün mahcup olması kaçınılmazdır. Çünkü hakikate karşı saygınız olmadığında, kendinize olan sevginiz ileride size sadece hayırdan mahrumiyet ve dünyaya karşı mahcubiyet getirir.

[email protected]

Twitter: @mucahitbilici