• 18.01.2015 00:00
  • (3144)

 Tanıl BoraBirikim’deki haftalık bir yazısında hegemonya kavramı çerçevesinde siyasi iktidarın kendisine itiraz edenleri hep kendi gündemiyle meşgul ederek, menfiliğe esir edişini farketmek gerektiğini hatırlatan isabetli bir eleştiriyi dile getirdi. Akif Emre de geçenlerde bir gazete yazısında “inşa edici olmak, dayatılan zihin haritasından, örgütlü, sistematik ilişkiler ağından uzakta durmayı yeğlemektir” derken benzer bir kaygıyı daha farklı bir düzlem için dillendirmiş oldu. Güncel ifadesiyle soru siyasi veya kültürel iktidarlarla olan ilişkilerde sağlıklı bir muhalefet dili yahut dönüştürme üslubu nasıl olmalıdır sorusudur. Ancak daha kalıcı ifadesiyle soru şudur:Dünyayı değiştirmek için tahripkâr olmayan iktisatlı bir yöntem var mı? Bu soru kişisel dünyalarımız için olduğu gibi bütün bir dünya için de sorulabilir.

Dünyayı değiştirme kaygısının diyalektiklik gelgitine ziyadesiyle teslim olduğu bir dünyada hegemonik olana itiraz bile sadece bir karşı-hegemonya olarak tasavvur ediliyor. Ama bu ne kadar doğru?Başkasının yanlış şarkısına bağırarak itiraz etmek yerine kendi türküsünü çağırmak, kendi şiirini mırıldanmak elbette mümkün. Öteki ile ilişkisini düşmanlık olarak kuran tüm yaklaşımlar menfi bir tarza mahkûm kalırlar. Karikatür krizinden, etnik ve dinî milliyetçiliğe, yerel iktidarlara muhalefettenküresel kapitalizme karşı direnişe kadar pek çok konuda bu problemi görüyoruz. Muhalefetinle bilegüçlünün elinde oyuncak olmamanın bir yolu var mıdır?

Said Nursi vefatından önceki son dersinde hayatı boyunca takip ettiği “müsbet hareket” prensibini hatırlatır ve “Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir, menfi hareket değildir” der. Peki, müsbet hareket ne demektir?

Müsbet hareket, bir ortamın dönüştürülmesine ilişkin bir ilkedir. Bu ilkenin özü kendi doğrusunun inşasıyla meşgul olmaktır. Hiç yanlış yapmadan ve yanlışla meşgul olmadan sadece doğruyu yapmaktır. Kötünün yıkımından çok iyinin inşasıyla kendini doldurmaktır. Yani karanlığa küfretmek yerine aydınlık için bir mum yakmaktır. Müsbet hareket, sabitleyen, üreten, ortaya koyan bir yapmadır. Bir yerine getirmedir. Menfi hareket ise bir mevcudu yerinden etmek, sürgüne göndermek veyaortadan kaldırmak için çalışan bir bozma veya yıkmadır.

Bozma ve yıkma, bozacağı ve yıkacağı şeye bağımlı; yapma ve inşa ise bağımsızdır. Müsbet hareketmuhabbet (biriktirme, yapıştırma) dilini kullanır, menfi hareket ise adavet (dağıtma, silme). Ötekininyanlışına öfke –ki menfi bir konumlanmadır– reaktiftir ve ümitsizlik üretir. Kendi doğrusunun muhabbetiyle hareket etmek ise başkasının gündem ve hamlelerine bağımlılıktan sizi azad eder. Hatta düşmanlık yapan muhatabın vicdanıyla da bir koalisyon kurduğu için yanlışla olan savaşını, kendini zafer gururuna, karşı tarafı da yenilgi zilletine uğratmadan kazanır.

Müsbet hareket bir karşıtlık üzerinden kurulmadığı için gerçek anlamda bir alternatif üretir. Karşıtlık bile karşı olunana bir merkezilik kazandırmaktadır. Hegemonyanın en önemli başarısı düşmanını bile kendisiyle meşgul etmesidir ki bu siyasi iktidarlar için böyle olduğu gibi medyanın gündem belirleyiciliği için de böyledir. (Yani bir fikre katılmasan bile onunla zihnen meşgul olmaya mecbur kalıyorsun). Birinin düşmanı olmak kendi olamamak anlamına gelir. Şu halde müsbet hareket, bir karşı-hegemonya olarak muhalefete kendini mecbur eden bir tarz değil, kendiyle meşgul bir dünya kurma ameliyesidir. Bu haliyle kurucu ve tarih yapıcıdır. Menfi hareket, nefyettiği yani olumsuzlayarak yerinden etmeye (negation) çalıştığı şeyin gündemine mahkûm kalır. (Mesela, Marx’ta birey yeteri bir ontolojik varlık gösteremediği için ve dolayısıyla varlık ve dönüşüm ancak tür seviyesinde ve sınıf şahsiyetinde gerçekleşen bir “ya hep ya hiç” mücadelesi olarak kaldığından, tarihin öznesi müsbet hareket imkânından mahrum kalmıştır.)

Müsbet harekette, doğrunun sabitlenmesi, inşası, somutlaşması ve en önemlisi de kaderleşmesisözkonusudur. Müsbet hareket, kendi şiirini yazan bir eyleme tarzı olduğu için ötekinin propagandasına kapandığı gibi kendiliğin bir spontane propagandası hâlini alır. Çünkü vaki bir hâl ya da durum (facticity) üretir. Propagandanın istismar ettiği fıtri bir damar vardır: Somutlaşan, vücudu olan şey bir hayal veya yalan bile olsa kendini zihinlere bir ölçüde empoze eder. Yani yalan bile olsapropagandanın tekrar ve ısrarı, ona maruz kalan üzerinde etkili olur. Çünkü propagandadaki fiili durumluk hâli, aklın yüzeydeki itirazını tekrar ve ısrar ile delerek kalp ve ruhu işgal eder. (Eğer yoklarsak, yaptığımız ve inandığımız çoğu şeyin akli bir açıklamasının hemencecik elimizde olmadığını farkederiz. Bunun sebebi sosyalleşme denilen öğrenme sürecimizin yahut dünyaya maruz kalmaklığımızın mimetik bir kültürel serpinti olarak meleke haline geldiği ve ruhumuza işlediği gerçeğidir.)

Müsbet hareket sadece onu takip edeni yanlışın hegemonyasından korumakla kalmaz, yanlışın hegemonik etkisi altında kalan başkalarına da tutunacak bir somut mevcudiyet sunar. Hegemonyanın arzuladığı, mevcut hâlin yaygın anlamıyla kader, aksinin ise imkânsız olduğu algısını yayan sis bulutunun etkisinde olan muhataplar, başka bir dünyanın mümkün olduğunu müsbet hareketin inşa edici ve vakurane gerçekliğini gördükçe anlarlar. Müsbet hareket, hegemonyadan çıkış için başkasına da cesaret ve ümit kaynağı olur.

Müsbet hareketin bir özelliği de sıfır zayiatla işini yapmasıdır. Yani mahza bir adalet ile hareketetmesidir. Dünyayı değiştirmek için yanlışı yıkarken ortaya çıkacak enkazın yükünden ve şiddetinden beridir. Müsbet harekette, provokasyon çaresiz kaldığı gibi kurunun yanında yaş da yanmaz. Evet, yanlışı yıkmaktan daha büyük yol doğruyu inşa etmektir.

[email protected]

Twitter: @mucahitbilici