• 24.01.2015 00:00
  • (3006)

 Türkiye’de bir dönem siyasi tartışma dilinin en popüler kavramlarından biri idi “kamusal alan”. Generallerin bile Habermas uzmanı olduğu dönemler oldu. Hatta bazı insanların vehayvanların sokulmadığı kimi şehir meydanlarının ülke ölçeğinde yaygınlaştığı zamanlar oldu. İşgal altında tutulabilen, mahrum bırakılabilen bir imkân olarak tanıdık kamusal alanı. Çoğu kavram gibi bu da nedense hep yabancı yahut fazla teknik bir terim olarak kaldı. Peki, nedir kamusal alan?

Kamusal alan, Özne’nin kendisini görmek ve göstermek için ikinci bir özneye okuyacak bir meydan açmasıyla başladı. Yani insanın yaratılması ve Allah ile insanın karşı karşıya gelmesi ile kamusal alan doğdu. İki irade arasındaki mesafeye kamusal alan diyoruz. İradenin birden fazla olmasıyla kamusal alan doğmuştur. Kamusal alan, iradelerin duruşmasıdır. İki irade arasındaki mesafe ise bir meydandır.

Diğer herşey, tabir caizse, Allah’ın iradesine yapışıktır. Allah’ın kendi iradesinden koparttığı ve kendisiyle arasına mesafe koyduğu varlık ise insandır. Bu da ancak iradeden bir parçanın insanla gitmesi ile mümkündür. İnsan Allah ile yüz yüze gelmiş olan, cehaleti ve tamamlanmamışlığı ile buna cesaret etmiş olan varlıktır. Diğer herkes bedendir, bir tek insan baş’tır. Sadece başlar ve başı olanlar kamusal alana girebilir. Malikiyet hanesinin başı olmayanlar ve köleler kamusal alana giremez. Yani doğadakalanlar için kamusal alan yoktur. Sadece iradeyle kopanlar için vardır. Bir şey sadece meydan’da (kamusal alanda) meydana gelir. Meydan, olmanın göründüğü, konuşmanın duyulduğu vasattır.

Kamusal alan, varlıkta/ doğada iradeyle açılan bir yaradır ve insanin ondaki eylemeleri o yarayı kapatma hamleleridir (sadece yetim kalan ağlamaklıdır). İnsanın “dünya sürgünü” ile kamusal alan açılmıştır. Kamusal alanın amacı iradenin sarfedilerek mesafenin kapatılmasıdır. Tarih, bu mesafeninyazılarak kapatılmasıdır.

Kamusal alanın türkçesi “meydan”dır. Kamusallık, yani aleniyet de ancak meydan’da mümkündür. Meydan’ın özelliği, açılan bir şey olmasıdır, açıklıktır. Hamurun açılması yahut bir uçurumun belirmesigibidir. Bir okun fırlatılması için yayın geriye gerilebilmesi gerektiği gibi, okun gidebilmesi için de bir mesafeye ihtiyaç vardır. Keza futbolda bir şut da ancak uzaktan çekilebilir. Evvelce birbirine yapışık olan kenarların birbirlerinden sürgüne gitmeleri ile oluşan açılma ve bu açılma dolayısıyla tarafların doğması ve karşılaşmanın mümkün olmasıdır kamusal alan. Kâinatta bir taraf insandır. İnsan meydan okuma meydanında bir taraftır. Risk altındadır.

Meydan, karşılaşma, karşı karşıya gelme, dövüşme, konuşma ve muhatap olmanın meydanıdır. Yani meydanın açılmasıyla hitabın doğması aynı hadisenin iki yüzüdür. Sadece meydana girenlerin/ girebilenlerin hitap kabiliyeti vardır. Dili olmayanın meydanı olmadığı gibi muhatabiyeti de yoktur. Başka bir ifadeyle, meydan yabancılaşma ve yabancı ile karşılaşmanın mümkün olduğu yerdir. Meydan bir imtihan meydandır. Meydanda irade iradeyle karşılaşır.

(Bu arada, mesela, Habermas’taki kamusal alanın burjuva olarak teşmiye edilmesinin sebebi enaniyetin/ benliğin (ki mülkiyetin temelidir) serbestçe tecelli ettiği şahıslara verilen isim olmasındandır. Yani burjuva şehirli kişi (yani meydanı olan, alemli şahıs) demektir. Şehirliler cemaatine burjuva toplumu denilir. Sivil toplum kavramı da şu halde medineli insanlar demektir. Yani birbirine bulaşmış,temaslarını dil edinmiş olan borçlular cemaati.

“Rasyonel-eleştirel tartışma” denilen şey de makuliyette uyuşma müzakeresidir. Eleştirellikten maksat müdahil olunabilirlik olduğu gibi, rasyonelden maksat taraflar arasındaki bağdır, dildir. Meydandaki savaş, iradelerin uyuşma savaşıdır.)

Evet, dünya bir “meydan-ı imtihan”dır ve kamusal alan kalıcılığın kazanıldığı bir karşılaşmanın meydanıdır.

[email protected]

Twitter: @mucahitbilici