• 14.02.2015 00:00
  • (2643)

 İfade özgürlüğünün önemini anlamak için dil ve insan arasındaki ilişkiye bakmak gerekiyor. İnsan hayvandan farklı olarak etik bir varlıktır. Yani insan kabuk bağlar.

İnsanın kabuğu, fiziki anlamda elbisesi, evi, çamur olmasın diye kaldırım ve caddeleriyle şehridir. İnsanın manevi anlamdaki kabuğu ise dil, kültür ve medeniyetidir. Konuşmak insan olmanın şartıdır. Eski Yunan’da insana konuşan hayvan denmiştir: Hayvan-ı Natık. Konuşma hem akıl hem de siyaset demektir. Yani aklın ve iradenin ortak bir tezahürüdür.

İnsanın medeniyetinin altında dili vardır. Çıplaklaşmaya zorlanan insan, dili sökülen insan bir hayvanlaştırmaya maruz bırakılmıştır. Dili olmayanın dini olmaz. Dili olmayanın medeniyeti olmaz. Ziradin, dil ile yapılan bir tekliftir. (Bildiğimiz meşhur şeriat Allah’ın kelam sıfatından neşet etmiştir.Kur’an bir kitap olmadan önce bir konuşmadır.)

Ahlak insanın hayvaniyetin sınırlılığından dil ile (yani akıl ve irade ile) özgürleşmesiyle mümkün olmaktadır. Sadece ‘hayır’ diyebilecek olanın ‘evet’i bir ‘kabul’dür. Yoksa ‘evet’e mahkûm olanın ‘evet’i bir tercih olarak geçersizdir. Bu yüzden (la ikrahe fi-ddin) yani “dinde zorlama yoktur”. Dilde de zorlama olamaz.

İfade bir ifa etmedir. Yani yerine getirmedir. İfade ile insanın mahiyeti tahakkuk eder. İnsan sürgünde olduğu için konuşarak kendine gelir. Yalnız kalan insanların veya karanlıkta dışarı çıkan çocukların sanki biriyle konuşuyor gibi konuşmaları bu yüzdendir. Konuşma kavuşmak içindir. İnsanın Allah ile olan konuşmasına dua diyoruz. İnsanın insan ile konuşması da kavuşmak içindir. Bu sebeple (yan yana da olsalar) dağ dağa kavuşmaz fakat (uzak da olsalar) insan insana kavuşur.

Kendini anlamaya çalışan insanın yolu mutlaka dile düşüyor. Konuşmak, hitap ve muhataplık insanın alamet-i farikasıdır.

Evet, kâinat insan ile dile gelir. İnsan dil ile kâinat olur.

Konuşma, ifade ve tefekkür, insan ruhunun teneffüs şeklidir. Bedenin nasıl oksijene ihtiyacı varsa, ruhun da konuşmaya, tefekkür ve teşekküre ihtiyacı vardır.

Düşünmek, düşünceyi ifade etmek insanın en temel özelliğidir. Heidegger der ki tefekkür, bir nevi teşekkür’dür. Yani Fikir etmek de bir nevi Şükür etmektir. Esasen insan bu âleme, kumaşın üstüne düşen bir yağ damlası gibi düşer. O damlanın nasıl yayılma eğilimi gösterdiğini biliyorsunuz. Onun gibi insan da kâinatta konuşarak, tanışarak ve düşünerek yayılan bir damla gibidir. Belki de bir kabarcıktır. Kendi içinde bir hiçtir ama bütün varlığı içine alabilecek bir kapsayıcılığı var.

Kur’an-i Kerim, “onlar ki sözü (kavl) dinlerler ve en güzeline uyarlar”. (Zumer süresi, 18. Ayet)

İmam-ı Şafii’nin meşhur bir sözü var: Bir tartışmada taraflar birbirlerine yönelik olarak şöyle bir tutum içinde olmalı: Yani demelisin ki “senin argümanın/ tezin/ fikrin, doğru olma ihtimali olan bir yanlıştır. Benim argümanım/ tezim/ fikrim ise yanlış olma ihtimali olan bir doğrudur”.

İnsaniyetin cevherinin açığa çıkması için düşünce ve ifade hürriyetinin varlığı şarttır. Bediüzzaman,Hazreti Muhammed’in yaptığı devrimin bir boyutu için şunu söyler: “Cevher-i insaniyetin üzerinden perdeyi kaldırıp hakikati teşhir etmek, hürriyet-i kelama serbesti vermek.” Evet, hakikaten de “hürriyet-i fikir ve serbestiyet-i vicdan” insaniyetin ve islamiyetin temelidir.

Düşünce ve inancından dolayı hiç kimse mağdur edilemez. Düşünce ve inanç insanın Allah’a olan borcudur. Allah’tan başka kimse tahsil edemez. Kendini tahsilât çetesi gibi görenler ise hayduttur. Buna halifeler ve Müslüman devletler de dâhildir.

Çoğulculuk insanın Kur’an ve kâinat ile muhatap olmasının, Allah’ın hitap ettiği varlık olmasının sonucudur. Herkes kendi makinesinin zaviyesinden, hakikatin bir fotoğrafını çekiyor. Fotoğrafların aynı olmaması insanların bir tek insan olmamasının hem sonucu hem de gereğidir. İnsanların farklı farklı olması, Allah’ın esmasının (güzel isimlerinin) tecellisinin gereğidir.

[Mazlum-Der’in Diyarbekir’de düzenlediği “İfade Özgürlüğü, İslamofobi, İŞİD” konulu paneldeki konuşmamdan bir kısımdır.]

[email protected]

Twitter: @mucahitbilici