• 26.12.2018 00:00
  • (2506)

 Sakarya’da bu soruyu sorduktan sonra “evet” cevabı veren bir babayı ve oğlunu kurşunlara maruz bırakmış bir saldırgan. Neye ve niye saldırdığı konusu önemli. Sarhoşluğun arkasına gizlense de tetiği çeken şeyin ne olduğunu kestirmek zor değil: “Kürtlüğün varlığını deklare etmekten çekinmemesi karşısında duyulan nefret ve hınç.”

Kürdün hayatının kıymeti ortalama bir (Türk) vatandaşın hayatının kıymetinden düşüktür. Kürtlükten boşandığı ölçüde eşitliğe yaklaşan Kürt, Kürtlüğe gerilediği ölçüde kıymetten düşer. Kıymeti olmayanın ölümü ucuz olur. Varlığı tanınmayanın ölümü sessiz bir ölümdür.

Kürt kimliği Türkiye’de bir yüktür. Taşıyanına bedel ödetir. Eşit olmak için onu bir kenara koymayı seçen insanları anlamak bu sorunu da anlamak demektir.

Sadece devletin değil sivil vatandaşın da elindeki silah, karşısındaki “Kürt çıkınca” daha bir rahat boşalıveriyor. Son yıllarda Amerika’da beyaz polislerin siyah gençleri (siyahlıkları tebarüz edince) “yasal mermi”lere hedef etmelerindeki rahatlık ve ucuzluk bir infial yarattı: Black Lives Matter diye bir tepki hareketi başladı. Siyah insanların hayatlarının bir kıymetinin olmadığını istatistikleriyle haykıran polis şiddetine karşı siyahlarınki de hayat diyen bir isyan, bir itiraz dalgasıydı bu. Hakperest siyah ve beyazlar hep beraber #BlackLivesMatter dediler.

33 Kurşun’dan muhtelif katliamlara, yargısız infazlardan sözde faili meçhullere çeşitli şekillerde hayatlarına kastedilen Kürtlerin ölümle bir liyakat ilişkileri var. Zira, hayatları kıymet skalasında çok hafif geliyor. İkisinin hayatlarının topluca değersizliğini bir kenara koyduktan sonra bakarsanız, bir Türk vatandaşın hayatının değeri ile bir Kürt vatandaşın hayatının değerinin aynı gelmediğini görürsünüz. Kürd’ün hayatı hep daha az kıymetlidir ya da hep daha çok kıymetsizdir.

Resmi ve sivil silahlı şiddete maruz kalmadaki bu kolaylığın arkasında işte bir eşitsizlik vardır. Eşit olamayınca terazinin (ve kardeşliğin) iki kefesindeki iki “kardeş”ten birinin hayatı hep daha hafif kalıyor. #KürdünkiDeHayat ya da #HepimizKürdüz gibi hashtag’ler belki bu eşitsizliğin bir başka açıdan dile gelişi olabilir. Ama sorun daha derin. Çünkü Kürt kimliğinin resmi olarak varlığa giremiyor olması Kürd’ü tartan (resmi ve sivil) terazilerin dengesizliğinin sebebidir.

Kürt müsünüz, diye soran konumda bulunan kişi aslında bir fiyat sorusu soruyor. Bu soruyla muhatap olan Kürd’ün önünde iki seçenek var: Haysiyetinden taviz verip, “ama Türküm” demek veya kıymetinden kaybedip “Evet Kürdüm” demek. Fiyat tespiti yapan hak gaspçısının gasptan katle geçiş yapması zor olmuyor. Kürt, efendisinin elinde her zaman ucuza ölüyor.