• 22.10.2019 00:00
  • (1441)

 Bu bir savaş değil. Kuzey Suriye’ye yapılıyor ise bu sadece bir sınırötesi operasyon. Rojava’ya yani Batı Kürdistan’a yapılıyor ise bu yine de bir savaş olmayacak. Katliamlar olacak sananlar yanılıyor. Türkiye’nin böyle bir amacının olmadığını düşünüyorum. Peki amaç ne? Amaç, öldürmekten ziyade egemenlikte etnik temizlik sağlamak.

Ben Türkiye’nin öldürmek için değil yıkmak için oraya girdiğini düşünüyorum. Türkiye’nin Kürtleri öldürmek gibi bir amacı hiç olmadı. Ama Kürtleri oldurmamak gibi bir amacı hep oldu. Harekatın amacı orada “örgüt”lenilerek inşa edilen gecekondudan evi yıkarak Kürtler adına dünyanın herhangi bir yerinde meşru olsun veya olmasın bir mülkiyet ve tapu sürecinin ortaya çıkmamasını sağlamak. Formül basit: Kürt mülk sahibi olmayacak.

Bu sağlandıktan sonra değil insan öldürmek, Türkiye’nin orada durmayı bile istemeyeceğini düşünüyorum. İşin bu kısmı Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürtler sözkonusu olunca bütün bir siyasi spektrumu şiddetli bir deprem gibi sarsıp bilumum partileri aynı torbaya doldurtan devlet refleksi ile ilgili.

Bir de işin daha yüzeysel ama daha öncelikli olan iç siyaset ile ilgili kısmı var ki işin orasında bir tuşla kuş katliamı yapıldığını söyleyebiliriz. Bir tür etik-politik yolsuz hamasete siyasi hasımları şerik etmek suretiyle onları murdar hale getirmek. Unutmamalı ki “vatan” partisi partiler üstüdür.

Gelelim işin sınırın öbür tarafına dair olan kısmına. Yüzyılda bir Kürtlerin eline geçen tarihi bir fırsatın beceriksiz ve ideolojik olarak sersemleşmiş bir örgüt eliyle heder edilmesinin trajikliği ile karşı karşıyayız. Bir şakadan ibaret olan Rojava Devrimi beklendiği gibi bir çırpıda bitti. Rojava sözcüğünü ismen kendileri, devrim yazılamasını da ufuktan tank suretinde beliren Türk ulus “devlet”i sildi. Varlığını “kendine” inkar ettiğin ulus devlet geldi ve senin ekolojik sebze bahçelerini ve postmodern görsel deneme çalışmalarını yırtıp atıyor. Hatta elini kirletmemek için sahadaki cihatçı terör çetelerine o işi bırakacaktır.

Neden savaş olmayacağının bir diğer sebebi de Kürt kontrolü altındaki bölgedeki örgütlenmenin çatışmaya girmeden çekilecek olmasıdır. Böyle yapıların tipik davranışı bu olduğu gibi ölümlere sebebiyet vermemek açısından da doğru olandır.

Peki Kürt toplumunun sınırlı beşeri enerjisi ve nadir bir tarihi fırsat harcanarak girişilen bu ilgi çekici teorik deneyden ne sonuç çıktı?

David Harvey gibi temiz kalpli Batılı insan(lıkçı)larımızın hoşuna gitsin diye Kürt hayatların heder edildiği büyük insanlık laboratuvarı işgal edilip dağıtılırken Harvey en fazla Ankara’daki bir konferansa katılmayabilecek kadar bundan etkileniyor. Bookchin’in kızı ise çıkaracağı kitabın tanıtımından yana endişe veya mutluluk duyuyor olmalıdır. Olan elinde hiçbir kazanım kalmayacak olan Kürtlere oluyor. Ne demiş eskiler: Aqlê sivik barê girane.

Bu çağda devleti olmayanın namusu korunmuyor. Devlete sahip olmadan ondan korunamaz ve ondan kurtulamazsın. Kürt siyaseti yaşadığı büyük yabancılaşmadan uyanarak aklıselime dönmeli. Kırk milyonluk bir milletin bu denli sürünebilmesi ancak akli melekelerin özel çabayla durdurulmuş olmasıyla mümkün. Dilenci kalmamak için Kürtler devletin sahibi olmalı. Ya dünyanın herhangi bir yerinde bir Kürt devleti kurmalı ya da bulundukları devletlerde egemenliğin Kürt olarak ortağı olmak için mücadele etmeli.