Bir fikir, bir yanlış analiz, bir siyasi hamle dünyayı sarsmaya yetiyor. Ya da göz göre göre gelen bir aşırılık dalgası bütün demokrasilerin canını sıkabiliyor, herkesin huzurunu kaçırabiliyor.

Avrupa’daki aşırı sağcı dalganın giderek ses yükseltmesi gibi…

Veya yeni ABD yönetiminin İslam ülkelerinden başlayan uçuşlara güvenlik sınırlaması getirmesi gibi…

***

Trump, ilk dalgada 6-7 ülkeye yasak getirdi, ikincisinde de aralarında Türkiye’nin bulunduğu 8 ülke için yeniden sınırlama kararı aldı. Arkasında terör riski gerekçesinden ticari kaygılara kadar bir dizi niyet var elbette. Gerekçesi ne olursa olsun bencilce ve Trump’ın bütün kişisel özeliklerini yansıtan ayrımcı bir karardır. Yine de burası meselenin bir yönüdür. Asıl ve daha önemli yönü ise bu ve benzeri kararların küresel etkileridir.

ABD bir ülkeye kısıtlama getirdiğinde ileri sürdüğü gerekçeler; sözgelimi terör ya da radikalizm riski azalmış olmuyor. Bilakis o potansiyel daha da genişliyor, öfke ve stres artıyor. 

İslam dünyasına set çekmek veya Meksika’ya duvar örmek; sorun her neyse onu artırmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır. Zira, her türlü radikalizmin beslenme kaynaklarının biri geleneğin ürettiği yanlış bilgiler ise öteki de Batı’nın anlayış eksikliği ve kolaylıkla müracaat ettiği ayrımcı politikalardır. Özellikle, İslam coğrafyasında demokrasi ve insan hakları gibi değerlerin gelişmesine kayıtsız kalmak ve hatta kritik anlarda bunları baskılamak meseleleri başedilemez hale getirmiştir.

On yılların kötü tercihleri ve sorumsuz politikaları bugün toplumları bir uçtan diğerine savuruyor.  O savrulma da Trump gibi bugünün dünyasına yakışmayan ya da Avrupa’da öne çıkmak için fırsat kollayan ırkçı liderlere avantaj sağlıyor. Demokrat liderlerin yerine getirmedikleri sorumluluklar bugün bütün dünyayı etkileyen bir huzursuzluk faturası olarak ülkelerin önüne çıkıyor.

Baskı ve kısıtlamanın olduğu her yerde öfke ve reaksiyon kaçınılmazdır. İslam dünyasının aşırılıklarla mücadelesinin yolu demokratikleşmek, ABD ve Avrupa’nın en etkili güvenlik politikası da toleranstır. Bu iki kavram sahiden bir araya gelmedikçe, ne duvarlar çare olur ne de uçak yolcularının dizüstü bilgisayarlarını valize koymaları sorunu çözer.

Hiç şüphesiz Türkiye gibi bir yandan dünyayla entegre olan, öte yandan 5 milyon civarında vatandaşı Avrupa’da yaşayan bir ülke için de en güvenli tablo içeride daha güçlü demokrasi üretmek, Avrupa’da da fırsat kollayan aşırı sağın yenilmesiyle mümkündür. Sırf Avrupa Birliği’ni dağıtacaklar diye Le Penler’in, Wildersler’in, Pegida’ların yükselişine sevinmek kadar yanlış bir yaklaşım olamaz. Aşırı sağ Türkiye için de İslam dünyası için de beterin beteridir. Bütün bu akımların temel motivasyonunun İslam düşmanlığı, ötekileştirme ve deportasyon olduğunu akıldan çıkarmamak lazımdır. Yoksa, ırkçı liderlerin herbiri kendi ülkelerinde, kendi güvenli sınırları içinde daha demokrasiden şikayetçi değillerdir.

İrrasyonel ve çağdışı olsa da Trump rüzgarı bütün dünyayı etkileme potansiyeline sahip ve etkiliyor da… Bugün onun yaptıklarından daha fazlasını yapmaya hazır çok sayıda lider var ve hepsi yakınımızda, Avrupa’da bulunuyor. Hepsinin de ana politikası başta Türkler olmak üzere bütün göçmenlerin hesabını görmek üzerine gelişiyor. Hatırlayalım… Aşırı sağcı tehditten uzak görünen İnglitere’de bile AB’den ayrılmak isteyen Brexit bloku, “Bu gidişle Türkler birliğe üye olup karar mekanizmasına ortak olacaklar” argümanıyla kazanmıştı.

***

Avrupa ve dünyada demokrasi ikliminin daha fazla bozulması içeride demokrasinin tükenmesinden başka sonuç doğurmayacaktır. Yeterince başarılı ve verimli olmamakla birlikte hala “demokratik dünya” dayanışmasından daha işe yarar ve güvenlik üreten başka bir konsept yoktur.

ABD’den Avrupa’ya uzanan dalgaya karşı aktif davranmak sorundayız. İbreyi içeride daha çok demokrasi ve hukuka çevirirken, dünyada da daha fazla tolerans için yeni bir dil geliştirmeliyiz.

  • Abone ol