Uzun bir süreden beri dış politikada ABD’nin ne düşündüğü ne yapacağı ve eğer bazı adımlar atacaksa bunu kimlerle yapacağı sorularının cevabı aranıyor. En başta da Türkiye tarafından…

Obama yönetiminin Ortadoğu ve özellikle de Suriye politikalarıyla Ankara arasında açılan makastan sonra Trump’ın bilinmeyen ve hala da bilinmez olan yaklaşımları durumu değiştirecek bir potansiyel ihtimali içermekteydi. Görüldüğü gibi, Trump’ın koltuğa oturduğu günden bugüne kadar geçen sürede -eğer gerçekten varsa bile- bu potansiyel Türkiye’nin lehine bir değişim yansıtmadı.

Konularımız belli…

Bütün olarak Suriye dosyasında belirsizlikler…

ABD’nin (Tabii Rusya’nın da) PYD/YPG ile askeri işbirliği sorunu…

FETÖ iade dosyalarında mesafe alınamaması problemi…

Son olarak, Halkbank Genel Müdür Yardımcısı’nın tutuklanmasıyla yeniden aktif hale gelen Sarraf meselesi…

Türkiye’nin özellikle PYD ve FETÖ başlıklarındaki ısrarlı itirazları bilindiği gibi çeşitli platformlarda veya medya üzerinden aralıksız tekrarlanmaktadır.

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson önceki gün Ankara’daydı ve bir süredir Ankara ile Washington arasındaki mesaj trafiğinin tek elden ve toplu olarak toparlanması mümkün oldu. Dün de bazı yabancı gazetelerde medyasında Tillerson ziyaretinin Türkiye ile ABD arasındaki gerilimi azaltmak açısından başarısız olduğu yorumları çıktı. Tillerson’un basın toplantısındaki moralsiz yüz ifadesi de bu yorumu pekiştirmiş olmalı…

Peki, gerçekte ne oldu? Ve ‘gerilim’in azaltılması, yani iki ülke arasında çözüm bekleyen sorunların hale yola koyulması için ne gerekiyor?

***

ABD’li bakan Ankara’da Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Yıldırım ve Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile görüştü.

Üç isim; özellikle de Cumhurbaşkanı, Bakan’a Türkiye’nin bütün başlıklardaki pozisyonunu net bir şekilde iletti. Suriye’de YPG ile işbirliğinin Türkiye tarafından kabul edilemeyeceğini aktardı.

Yeni yönetimin Esad’ı kabullenme yaklaşımının üreteceği sorunlar anlatıldı. Sadece IŞİD’le mücadeleye indirgenen bir konseptin Suriye’de bölge dışı aktörlere alan açacağı ve Şii hattına varan risklere sebebiyet vereceği aktarıldı. Doğal olarak, sadece IŞİD’le mücadele etmek ve Esad’lı bir Suriye düşünmek, açık ki ülkeyi Rusya ve İran’ın strateji sahasına dönüştürecektir.

Tillerson’a ABD’nin Türkiye ile bir müttefike uygun ilişki geliştirmesinin önemi aktarıldı.

Ilımlı muhalefet/ÖSO’nun gücü konusunda askeri yetkililer arasındaki temaslarda konuşulanlarla bakanlık bilgileri arasında çelişkiler bulunuyordu. Bu çelişki de giderildi.

Tabii ki FETÖ iade dosyaları konusundaki ısrar tekrarlandı. Adalet Bakanlığı bir süre önce ABD Adalet Bakanlığı’na internet üzerinden FETÖ ile ilgili ek deliller göndermişti. Geçen hafta Çavuşoğlu bunları elden iletti. Bu bilgiler Tillerson’a da anlatıldı.

Hasılı Ankara, Washington’a söylemek istediği herşeyi Tillerson üzerinden iletmiş oldu. Bir başka ifadeyle Türkiye söyleyeceğini söyledi, rahatladı.

Ne var ki, ABD’nin henüz elle tutulur ve üzerinde konuşulabilecek bir Suriye politikası yok. Diğer dosyalara odaklanmış olduklarını söylemek de mümkün değil. Suriye politikaları eski yönetimden devralınan çizgi üzerinden ilerliyor. Dahası, politik bir perspektif oluşmuş değil ve sahadaki askeri analizler sonucu belirlemeye devam ediyor.

Trump yönetiminin kafa karışıklığı ve içeride karşı karşıya bulunduğu problemler sorunlu dosyalarda ilerlemeyi zorlaştırıyor. Bu açıdan bakıldığında da ABD’nin verilen mesajların gereğini yapacağı konusunda iyimser olmak için henüz çok erken bir noktada bulunuyoruz.

  • Abone ol