Demokrasinin herkesi bağlayan bir standart ve ortak değer olmadığı dünyayı düşünmek bile iç daraltıcıdır. En iyi sistemlerden en kötü rejimlere kadar bütün ülkeler asgari düzeyde de olsa demokrasiyle ölçülebilir olmalıdır. Binlerce farklı kültürün, farklı inancın ve etnik yapıların dünyasında herkes için güvenliğin garantisi de demokrasi ve hukuk devleti düzenidir. Nitekim, etnik ve dini problemler yaşayan ülkelerin büyük çoğunluğu hak ve özgürlükler konusunda başarısız olanlardır. Buna mukabil, temel sorunların üstesinden gelen ülkelerin ise başarıyı, birlikte yaşama ve güvenlik seviyesini demokratik değerlerde cömert olmakla temin ettikleri aşikardır.

***

Bununla birlikte demokratik değerlerin egemen olduğu veya bir başka ifadeyle demokrasi ve insan haklarının ülkeler üzerinde denetleyici bir standart olduğu dünya modeli tek tek ülkeleri mutlu etmekle birlikte bütün coğrafyalar üzerinde mutlak bir barış düzeni getirmeye muvaffak olamadı. Özellikle İslam ülkeleri dünyanın geri kalanının yaşadığı huzuru bulamadı. Demokrasinin Avrupa ve ABD’deki başarısı bizim de bir parçası olduğumuz bölgede işlerin yolunda gitmesini garanti etmedi. Bununla birlikte İslam dünyasında görece daha başarılı ülkelerin de az ya da çok demokrasiyle iyi ilişki kuranlar (Türkiye, Endonezya, Malezya) olduğu gerçektir.

Bununla birlikte yıllar içerisinde yaşanan bazı tecrübeler (en son Arap baharı) akamete uğrayınca da bölgeler arasındaki hukuk, refah ve güvenlik farkı iyice büyüdü. İslam dünyası kendi dinamikleriyle demokrasiye ulaşamadı, Batı da bu çabalara destek vermekten imtina etti. Hatta, bu ülkelerin otokratik yönetimlerini kendi çıkarları için daha işlevsel gördüklerini bile söyleyebiliriz.

Neticede bugünün dünyasına ulaştık. Özellikle, Ortadoğu kökenli göç hareketleri ve radikal yapılar hem İslam dünyasını hem de Batı’yı tehdit eden bir hacme ulaştı. Birçok ülke şimdi, hem geleneksel göç politikalarını hem de İslam ülkeleriyle ilişki biçimlerini gözden geçirme aşamasına gelmiş bulunuyor. Fiziki veya fiili duvarların arkasında daha güvenli bir dünya tasarımları yapılıyor. Zaten pek başarılı olunamayan sorunların kaynağından çözümü konsepti terk ediliyor. Avrupa’da zemin bulmaya başlayan ve geleneksel sağ/sol iktidarları sarsan aşırı sağcı dalga ABD’de Trump da bu yeni durumun bir sonucu olarak yükseliyor. Siyasi aşırılık makul olanı etkiliyor ve sarsıyor.

Trump şimdi İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan liberal dünya düzenini yıkmaktan söz ediyor. Bu niyet aynı zamanda yeni bir savaşın fitilini de ateşlemek anlamına geliyor. ABD’nin sorunlarını dünyadan soyutlamak dünyanın geri kalanının daha da yaşanmaz hale gelmesi demektir. Trump ve benzerlerinin dilinden daha az demokrasi ve daha çok içe kapanmanın felsefesi örülüyor. Nitekim aynı anda Trump, Mısır’ın darbeci lideri Sisi’yle de görüşebiliyor. İslam dünyasının reaksiyonunu dışlayarak İsrail’in işgal ve yayılma politikalarına verilen sınırsız desteği de buna ekleyelim. ABD’ye uçuşlarda sınırlama ve Meksika duvarı projesini de… Yeni dönem adına hiç de umut verici sözler ve tercihler değil.

***

Tersine rüzgarlar ne kadar sert esiyor olsa da demokratik dünya modeli eksiklerine rağmen yerküre için hala en güvenli ve daha az acılı yöntemdir. Nasıl birer birer bütün ülkeler için en iyi model demokrasi ve hukuk düzeni ise dünya için de ortak güvenlik modeli demokratik standartların egemenliğidir. Daha az çatışma, daha az göç hareketi ve daha az şiddetin başka bir yolu bulunmamaktadır.

Umarız böyle olduğunu anlamak için aksini denemeye gerek olmaz.

  • Abone ol