ABD yönetiminin Suriye’de rejime ve Rusya’nın çıkarları aleyhine güç kullanımı yolunu tercih edip etmeyeceği konusunda şüphesi olanlardandım. Önceki akşam yapılan operasyona rağmen şüphem devam ediyor. Üstelik, biraz daha artarak…

Trump’ın bütüncül bir Suriye politikası bulunmaması ve böyle bir politika oluşturmaya yönelik mesajlarının da Esad’ı cesaretlendirir nitelikte olması şüpheleri artırıyordu. İdlib’de yaşanan kimyasal katliamın bu cesaretlendirmenin neticesi olduğu aşikardır.

‘Güç kullanımı’ bahsinde neden hala şüphemiz var? Çünkü, güç kullanmak demek ‘yürekler soğusun’ kabilinden bir hava operasyonu yapmak demek değildir. Bilakis, sistematik olarak Şam rejimi ve Rusya’yı güle oynaya sürdürdükleri planlamalardan alıkoymak demektir. Bu noktanın da çok uzağında bulunuluyor.

***

Nitekim Pentagon’un açıklamasında bu saldırının bir defalık ve kimyasal silah kullanımına karşı bir tepki olduğu söyleniyor. Pentagon sözcüsü fazlasıyla dikkatli bir açıklama yaparak, “Hava saldırısı İdlib’de yapılan kimyasal silah saldırısına tepkidir. Esad’ın dehşet verici saldırısına orantılıdır. Saldırı öncesinde Rusya’yı bilgilendirdik” dedi.

Malum; ABD saldırısının hemen ardından Rusya veya Suriye veyahut ikisi birden kimyasal katliamın yaşandığı İdlib’i dün yeniden bombaladı.

Operasyonuna açık destek veren Türkiye’nin de yapılanı yetersiz gördüğü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şu sözlerinden okunuyor: “Kimyasal ve konvansiyonel silahlarla işlenen savaş suçlarına karşı atılmış bir adım olarak bunu olumlu bulduğumuzu ifade etmek istiyorum. Yeterli mi? Yeterli görmüyorum.”

Neresinden bakılırsa bakılsın, ABD’nin girişiminin kalıcılığından şüphe duymamak imkansız… Suriye’de dengelerin değişmesini beklemek hayalcilik olur. Dengeler değişmeden insani trajediler boyutunda devam eden sorunun bitmesi de Türkiye dahil bu sorundan düzenli olarak zarar gören ülkelerin kendilerini iyi hissetmesi de mümkün değildir.

Ancak, şüpheler ve güvensizlikler Şayrat hava üssünün vurulmasının önemini azaltmıyor. ABD’nin Suriye’deki diğer bütün adımları gibi “geç” atılmış bir adım olması hamle değerini düşürmüyor. Hava üssü operasyonundan sonra Washington’da “Esad’lı çözüm” eğilimi sergileyenlerin tesiri azalacaktır. Şayrat üssüne füze göndermek en azından Esad’a yazmaya başlayan sempatiyi durdurur. Bununla birlikte Rusya için aynı şeyi söylemek zor olabilir. Birkaç gün öncesine kadar Moskova’dan neredeyse “dost ve kardeş yönetim” muamelesi gören Trump’ın bu hamlesi belli ki Kremlin’de bir şok etkisi yarattı. Buna rağmen kısa sürede ilişkilerin dengelenmesinin yoluna bakılacaktır.

Putin, rakipsiz ve sorunsuz ilerlediği Suriye topraklarında, Esad’ın tepesine binen birkaç füzenin işlerini bozmasına izin vermeyecektir. Zahmetsiz sayılabilecek kazanımlarını ABD ile derin bir çatışmaya kurban etmeyecektir. ABD yönetiminin kalıcı ve sistematik adımlar atamamasının önündeki en büyük engel de bu olabilir: Karşılıklı bir gerilim ve çatışma ihtimali…

***

Trump, pek hazzetmediği Suriye meselesinde ne pahasına olursa olsun sonuna kadar gidebilecek inisiyatif alabilir mi? Sonuna kadar gitmek şöyle dursun, Putin-Esad statükosunu etkileyecek çapta hamle yapabilir mi? Bunu da geçtik, kendisini katliamları sonlandıracak bir denetim gücü olarak atayabilir mi? Hala; yani, son operasyona rağmen bunlardan herhangi biri pek mümkün görünmüyor…

Bununla birlikte, son gelişmelerin ittifaklar açısından sonuç doğurma ihtimali bulunuyor. Ankara, daha ilk andan itibaren ABD lehine ve Rusya karşısında net bir tavır koyarak bunun işaretini verdi. Buradan ilişkileri yeniden tanımlama ihtimali vardır. Çünkü, Türkiye ABD yönetiminin böylesi bir girişimini kaba bir hesapla 4 yıldan beri beklemekteydi. Dolayısıyla, üssün vurulmasından en çok memnuniyet duyan ülke olmamız anlaşılabilir bir şeydir. Ancak Ankara’nın hafızası ABD’nin sonuna kadar gitmek konusundaki kararsızlıkları ve isteksizliğiyle dolu sayısız hatırayla doludur. Bunu da not edelim…

  • Abone ol