Bir seçim kampanyası yürütmek, taşımak ve sonuca ulaşmak zordur. Özellikle Türkiye gibi her sandığın büyük anlamlar ifade ettiği ve taşların henüz yerine oturmadığı ülkelerde seçimin ve tercihin önemi daha da büyük ve sonuca ulaşmak daha da meşakkatlidir. Futbol maçı nasıl oynanmadan kazanılmazsa, seçim de tamamen böyle bir karakter taşır. Sandık kurulmadan kazanılmaz…

***

Seçmen tercihleri yıllar içerisinde gelişen biraz ideolojik, biraz politik, biraz sosyal, biraz dini ve biraz etnik faktörlerle oluşur. Bütün bu faktörler seçmeni bir siyasi görüşe bağlı hale getirir. Partilerin garantili oy depoları dediğimiz kesimler böyle oluşur. Kesin kararlı bu sosyal kesimlerin yanısıra, tercihi hem biraz bu faktörlere bağlı hem de konjonktürel vakalarla şekillendiren kesimler vardır. Siyasi liderlerin kazanmak için çabaladığı ve meşakkat isteyen kısım buradadır. Bir cümle, bir tavır, bir karar bu kesimdeki insanların tercihini şekillendirir.

Nitekim, hafta sonu gidilecek sandık da bunun en bariz örneğini teşkil etmektedir.

Türkiye’de seçimler birçok demokrasi tecrübesine kıyasla çok daha fazla demokrasi inşası işlevi taşıyor. Özellikle, AK Partili yılların seçimleri ve özellikle 2007’den itibaren kurulan bütün sandıklarda bu karakteri görüyoruz. Merkezdeki vesayet baskısı arttıkça ve siyaset kilitlendikçe seçmen oylarıyla kilidi açan ve demokrasiye mesafe aldıran aktif bir güç olmuştur. 2007, 2011 ve 2014 (Cumhurbaşkanlığı oylaması) tam olarak seçmenin demokrasi lehine sahne aldığı seçimlerdir. Arada yapılan referandumlar da hakeza …

Seçmen sadece destek için değil aynı zamanda mesajını iletmek için de sandığı bir araç olarak kullanır. 2009 yerel seçimleri, Haziran 2015 ve müteakiben 1 Kasım 2015 genel seçimleri gibi. O sonuçlarda iktidara mesajla birlikte, tutarlılık ve ustalık bir arada görülür.

Türkiye şimdi tarihinin en önemli tercihlerinden birini yapmak için sandığa gidiyor. Hafta sonu tam anlamıyla kader oylaması niteliğinde bir oylama yapılacak. Kampanya döneminin nasıl geçtiği, nelerin söylenip nelerin söylenemediği artık çok önem arzetmiyor. Şahsen, seçmenin tercihi daha yolun başında yaptığına inananlardanım ve insanların bilmeden, anlamadan oy verdiklerine ya da oy vereceklerine ihtimal vermeyenlerdenim. Seçmen bilmiyorsa araştırır öğrenir; ayrıntılara hakim değilse de daha önemli gördüğü bir şey muhakkak vardır. Eskiden beri buna inanıyorum… Toplum, analiz kaabiliyeti olan, ölçüp biçen ve hem bugünü hem de geleceği birlikte değerlendirebilen insanlardan oluşuyor. Seçmenin içinde bunu ıskalayan ya da daha az önemseyen kesimler olabilir ama toplamda ortaya çıkan kanaat hep sağduyulu bir analizin sonucudur.

Bu yüzden 16 Nisan kampanyalarında en çok iki tercihe de saygı gösteren cümlelerin altını çiziyorum. Başlangıç günlerinde malum, iki taraf da farklı tercihleri yaftalıyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan şimdi, “Evet diyen de hayır dilen de saygındır” diyor. Başbakan Yıldırım “Evet diyen de, hayır diyen de bu ülkenin onurlu evladıdır” mesajını veriyor.

Doğrusu budur; demokratik prensip de budur.

Ölçüp biçildiğinde referandumda ‘evet’ lehine yapılan en iyi açıklamanın ve en iyi kampanya mesajının bu saygı ifadeleri olduğu görülür.

Sözkonusu sandık olduğunda demokrasi felsefesi bundan ibarettir. AK Parti’nin vaatlerini sonuna kadar özetlersek, “Herkesin tercihine saygı göstermek ve tercihlerinden dolayı kimseye farklı muamelede bulunmamak” cümlesine ulaşırız.

***

Türkiye gibi, çok farklı siyasi görüşlerin, farklı etnik ve mezhebi yapıların bir arada yaşadığı, siyasi geleneklerin herkesin hafızasında ağır hatıralar yüklediği bir ülkede demokratik tercihlerin saygınlığı kadar kıymetli bir sermaye olamaz. Böyle olduğu için ve sandık özgür düşünceyi ve serbest tercihi temsil ettiği için bütün bu farklılıklar bir arada yaşayabiliyor.

O sembolü ve o fikri ne kadar büyütürsek ve ne kadar güçlendirirsek hep birlikte kazanırız.

  • Abone ol