Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin Türkiye’nin AB müzakerelerinin durdurulması istikametinde aldığı yeniden denetime tabi tutulma kararı haksızlıktır. Kararda söz konusu olan Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinin tanımlanması ve yönlendirilmesidir ve herkes biliyor ki bu ilişkilerde hatalı olan sadece Türkiye değildir. Ağır, bıktırıcı özellikle yıldırıcı bir müzakere taktiği sayesinde Türkiye’nin ve Türk halkının AB arzusu törpülenmiş ve zaman içinde Avrupa başkentlerinin hiç de sempatik olmayan tutumları nedeniyle süreç tam olarak “müzakeresizliğe” mahkum olmuştur.

Açılmayı bekleyen fasıllara art arda konulan vetolar, kolaylıkla açılıp kapanması mümkün olan fasılların kapağının dahi açılamaması Türkiye’nin kusuru değildir. Brüksel kolaylaştırıcı hiçbir fırsatı değerlendirmedi ve sürekli olarak hata ve eksiklik arayarak sürecin protein kalitesini düşürdükçe düşürdü. Bütün bunlar olurken derin sosyal problemler ve FETÖ darbe girişimine kadara sarsıcı bir dizi olay yaşayan Türkiye’nin de AB ayarları bozuldu.

AKPM malum, AB’nin bir organı değildir ama şimdi bu tablonun üzerine alınan karar Türkiye ile AB arasındaki ilişkileri onarmaktan çok, yeni hasarlar yaratacak ve iki taraf arasındaki mesafeyi daha çok açacak bir girişimdir. Masadaki belge, müzakerelerin başladığı günden beri devam eden süreci bozma eğiliminin yeni ve güçlü bir hamlesidir.

AKPM kararı, Avrupa’nın Türkiye’yi daha disiplinli bir üyelik müzakeresine yönlendirme niyetinden çok, sürecin dışına itme iradesini yansıtıyor. Bu yönüyle de kesinlikle tek yanlı ve hakkaniyetsiz bir bakış içeriyor.

Hasılı… 15 Temmuz gibi muazzam bir demokrasi zaferi kazanan bir ülkenin, daha senesi dolmadan üstelik de 15 Temmuz darbecilerine yönelik adli uygulamalar gerekçe gösterilerek kara listeye alınması haksızlıktır.

Bununla birlikte, Avrupa Birliği kararı önemseyecektir ama bu yol Türkiye ile müzakerelerinin durdurulmasına kadar varmayacaktır. AB içinde sorumluluk taşıyan ve rüzgara kapılmadan soğukkanlı düşünebilen liderler hala var ve son noktanın konulması bir şekilde önlenecektir. 

Peki bundan sonra Türkiye’ye ne yapmak düşüyor?

Avrupa’dan gelen her önleyici karar, her moral bozucu mesaj ve her yakıcı hamle aslında Türkiye’nin AB hedefleri ve Avrupa’nın bir parçası olmak potansiyelini gösterir. Türkiye’nin de eksikleri var ve bazıları içinden geçtiği FETÖ ve PKK ile mücadele gibi ünitelerin ağır yükünden geliyor. Bunlar, herhangi bir Avrupa demokrasisinin taşımakta zorlanacağı ağırlıkta yüklerdir. Anlamamış olabilirler veya anlamamış gibi davranmayı tercih etmiş olabilirler. Bu bizim yürüyüşümüzü sekteye uğratmamalıdır. Sinirlenmek, öfkelenmek işimize yaramaz; AB sürecinin bir parçası olmaya devam edeceğimizi göstermeliyiz. Zira, sürecin parçası olmak daha iyi bir demokrasi, daha güçlü hukuk sistemi ve daha yüksek ekonomik imkan demektir; bir parçamızı Brüksel’e kaptırmak değildir.

Üye olmak veya olma ihtimalinin düşüklüğü başka bir konu ama bu yolda kalmak Türkiye için her durumda faydalıdır. Bu gerçeği ıskalamayalım… Bu yola, AB istediği için değil biz talep ettiğimiz için girmiştik, bunu da unutmayalım.

Her meselede kararımız ve hedefimizi kendi çıkarlarımıza bağlıdır. Çıkarlarımızı korumak, takip etmek, hakkımız olanı istemek onurumuzu zedelemez, bilakis gücümüzü gösterir. Söylemeye gereke var mı bilmiyoruz, vazgeçmek en çok Avrupa içindeki Türkiye muhaliflerini memnun edecektir.

En nihayet demokrasi ve hukuk bize, AB ya da Avrupa Konseyi istediği veya baskı yaptığı için değil, bizatihi ihtiyacımız olduğu için lazımdır.

  • Abone ol