Siyasal gelişmelerin hızı her zaman baş döndürüyor. Türkiye, her durumda bir yüksek tempo ve sürat ülkesi olma özelliğini koruyor. Böyle zamanlarda, çoğu kez olup bitenin ne anlama geldiği, ne gibi sonuçlara yol açacağı ve ne anlam taşıdığına dair tartışmalar da yaya kalıyor. Siyasi analizlerin, gelişmelerin gerisinde kaldığı bir dönem yaşıyoruz. Yani, siyasi analizler yerinden doğrulana kadar siyaset yeni bir menzile varmış oluyor.

***

16 Nisan referandumunun ürettiği ve üreteceği yeni sistemin tepeden aşağıya bütün üniteleri de bu bahistedir. Hem yapılanmanın ince işçiliğinin nasıl olacağı hem de toz bulutu indiğinde nasıl bir sistem inşa edileceğini şimdiden kestirmek zordur. Çünkü hem siyasi tarihimizde örneği yok hem de dünyada benzeyen bir başka model bulunmuyor. Kelimenin tam anlamıyla Türk tipi başkanlık sistemine adım atıyoruz.

Bu belirsizlik zemininde kesin olan, sistemin merkezinde bulunması ve bizatihi lideri olması sebebiyle Tayyip Erdoğan faktörüdür. Belirsizliklerin giderilmesinde, siyaset tarzı, ülke tasavvuru ve siyaseti şekillendirme potansiyeliyle en büyük rolü Erdoğan oynayacak. Cumhurbaşkanı’nın onaylamadığı bir rol de oynanmayacak.

Belki siyasi analiz gelişmelerin gerisinden geliyor ama bu yeni sisteme yönelik tartışma ve fikir geliştirmenin önünde engel değildir. Mesela ilk ve önemli adım bugün atılıyor ve Erdoğan AK Parti’ye resmen geri dönüyor. Bu, referandumun ilk seçim beklenmeden tahakkuk eden iki sonucundan (diğeri HYK üyelerinin atanması) birisidir. Müteakiben parti genel başkanı da olacak ve böylelikle Cumhurbaşkanı artık siyasetin içinde bir siyasi parti lideri olarak da bulunacak. “Zaten hep siyasetin içindeydi. Ne fark edecek?” denilebilir, deniliyor da. Yeni durum asla önemsiz değil ve çok şey fark edecektir…

Aktif siyasette resmen bulunmak, bir yandan 2019’da veya daha önceki bir tarihte yapılacak yerel, genel ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri için güçlü bir denetim ve planlama imkanı sağlayacak. Siyasi parti diliyle, teşkilat yapısından, partinin sevk ve idaresine kadar bütün ünitelerde Erdoğan’ın arzuladığı insicamın önünde eksiklik kalmayacak. Biliyoruz ki Cumhurbaşkanı partisini sadece sevmiyor aynı zamanda sistemin ve yürütmenin de bir parçası olarak önemsiyor. Parti enerjisini sisteme aktarmayı önemsiyor. Yeni dönemde de bunu ısrarla deneyecektir.

***

AK Parti’nin önünde, kuruluşundan hemen sonra elde ettiği iktidarı başkanlık dönemlerinde de muhafaza etmek gibi zor bir görev bulunuyor. Şimdi çıta 50 bandının üzerine konulmuştur. O görevin ifası için art arda tekrarlanan 45-49 zaferlerinin ötesinde bir kuşatıcılık ve siyasi alan genişletme ihtiyacı bulunuyor. Açık ki Erdoğan da bunu görüyor ve partinin başına geçmeyi bu hedef açısından ihmal edilemez bir öncelik olarak görüyor.

Esasen hem seçim başarısı elde etmek hem de sorunların çözümü, birbiriyle bileşik kaplar gibi ilişkilidir. Biri diğerinden ayrılamaz…

Tam bu noktada, AK Parti’ye dönmek sadece bu hedef için değil, Erdoğan’a ülkenin önündeki sorunların çözümü için bir fırsat sunabilir. Yani bu yeni durumu yaşamakta olduğumuz sorunların çözümü ve genel olarak gerilim potansiyelinin azaltılması için imkana dönüştürebilir. AK Parti’nin demokratik, özgürlükçü ve yenilikçi hafızasını harekete geçirerek karşı blokta büyüyen endişeleri baştan giderebilir. Erdoğan’ın tartışılmaz bir siyasi parti tecrübesi bulunuyor. Bir partinin nasıl aktif ve politik olarak cazip hale getirilebileceğini en iyi bilen isimdir. Yeter ki bu ihtiyacı tespit etsin ve AK Parti’nin değişiminin ortayla çıkaracağı enerjinin önemine inansın.

  • Abone ol