Taşıdığı siyasi yük için daha önce de Erdoğan’ın “zor” veya “meşakkatli” dediği olmuştu ama yeni sistemle birlikte bunu daha net söylüyor. Cumhurbaşkanı sık sık “artık işimiz zor” diyor. Neden zor? Çünkü yeni sistemle birlikte iktidar olabilmek için artık yüzde 50’yi aşmak mecburiyeti var. Cumhurbaşkanı’nın deyimiyle “Yüzde 50 artı bir oy” almak gerekiyor.

“16 Nisan’da kabul edilen anayasa değişikliği ile başarı çıtası yüzde 50+1’e yükseldi. Her ne kadar cumhurbaşkanlığı ile milletvekilleri sandığı ayrı olsa da her ikisinde yüzde 50 +1’in üzerine çıkmamız gerekiyor. Bunun için kolları sıvamalı ve milletimizle olan rabıtamızı güçlendirmek zorundayız” dedi Cumhurbaşkanı Erdoğan.

MESAJ TEKRARI NEDEN?

Peki, bugüne kadar girdiği her seçimi, referandumu kazanmış bir lider, üstelik de karşısında yüzde 50’nin hayalini bile görebilecek kimse yokken neden bu rakamı sık sık tekrarlıyor?

Her zaman yaptığı gibi AK Parti teşkilatının önüne bir hedef koyuyor ve bunun için de başlangıçta işi sıkı tutuyor. Beraberinde de zihinleri yeni sisteme hazırlıyor. Yeni modelde tablo açık olsa da seçimi kazanmak için mutlak surette yüzde 50’yi aşmak gerektiğini zihinlere kazıyor. Düne kadar her biri tarihi seçim zaferlerini getiren yüzde 34, 47, 49.5 gibi rakamlar artık yetmeyecek.

Kimileri için bu açıklamalar bir telaş belirtisi olarak görülebilir. ‘Ne gerek var’ diyenler olabilir. Ama Erdoğan’ın seçim kazanma becerisi düşünülürse ne yaptığını ve neyi, neden söylediğini de çok iyi bildiğini varsaymak gerekir. Cumhurbaşkanı şimdiden ilk seçim için çivileri çakmaya başladı. Bunun için de son derece makul bir gerekçesi var zira hem siyasi kariyeri ve hem de AK Partili yılların tamamı kurulacak ilk sandıkta toptan sınava girmiş olacaktır. Bu gerçek, herkesten önce, herkesten hızlı ve herkesten daha disiplinli bir şekilde çalışmak için büyük bir motivasyon üretmektedir.

Meselenin buraya kadar olan kısmı; yani aritmetik gerçek sır değildir. 

Merak konusu bundan sonrasıdır. Yani, asıl mesele Erdoğan’ın deyimiyle “milletle olan rabıta”nın nasıl güçlendirileceğidir. Üstelik, rakiplerine kıyasla milletle oldukça güçlü bir rabıtaya sahip olan Erdoğan’ın bunu yeterli görmediği anlaşılıyor. Demek ki standart yükseltme hedefi var… 

6 aylık, 5 yıllık, 10 yıllık hatta 2053’e, 2071’e varan plan tasarımları da var ama rabıtayı sağlayacak olan bunlar değildir. Planlar sevk ve idare için zaruridir ama rabıtayı tesis edemez ve artıramaz.

ARİTMETİK KURAL, SİYASİ KURAL

Yeni dönemin aritmetik kuralı yüzde 50’yi aşmak ise, siyasi kuralı da daha fazla kitleyi kucaklamak; yani yönetilebilir bir ülke için hem seçmen desteğini hem de sempati tabanını genişletmektir. Bir kesimin zaferi kazanması demek sadece sandıkta bir oy öne geçmek değil aynı zamanda kaybeden tarafla empatiyi de başarması demektir. Bu olmadan yüzde 50’yi aşmak da kolay değildir.

Elbette toplumla rabıta, meseleler ve onların halli üzerinden kurulacaktır. Temel meseeler de çözülmeyi bekliyor ve dış politikadan FETÖ ile mücadeleye, uyum yasalarından ekonomiye kadar hepsinin acelesi var. Ancak bunları çözmek kadar, çözüm yolunda mutabakat ve herkesin kendini iyi hissedeceği bir siyasi zemin üretmek zarureti de bulunuyor. Herhangi bir süreçte Türkiye için iyi olan mümkün olduğu kadar çok elin taşın altında bulunmasıdır. Aksi, sadece çözümsüzlük ve gerilim üretir.

Birçoğu hiçbir zaman AK Parti’ye ve Erdoğan’a oy vermeyecek olsa bile geniş kesimler dışlanmışlık ve itilmişlik duygusuyla yaşarken ne aritmetiğin ne de siyasetin bir faydası olur.

Mesele, herkesi bazen fiilen, bazen duygusal olarak süreçlerin parçası yapabilmektir. 50 artı 1, o zaman mevzubahis olmaktan çıkacaktır.

  • Abone ol