Almanya ile yaşanan incirlik gerilimine son çiviyi de Başbakan Yıldırım çaktı. Başbakan, Almanların İncirlik Üssü’nden çıkma kararı için “Ne isterlerse öyle yapsınlar” dedi. Türkiye’nin bu yaklaşımı zaten sır değildi ama Yıldırım’ın da bunu kolaylıkla söylemesi önemlidir. Çünkü, Başbakan göreve geldiği ilk günden itibaren “dünyada dost kazanma politikası”na sıkı sıkıya bağlı bir dil geliştirmişti. Bu istikamette en problemli olduğumuz ülkelerle -hatta Suriye’yle bile- ilişki geliştirilebileceğine bile söyleyecek kadar cesur bir tavır sergilemişti.

Tartışmaya bile gerek yok; Türkiye gibi bir ülkenin dost kazanması ve düşman azaltması kadar doğru bir politika olamaz. Yıldırım’ın bu pozitif yaklaşımı da hatırlanacağı gibi herkeste büyük memnuniyet doğurmuştu. En nihayet dost kazanmak yani, ittifak geliştirmek, düşman azaltmak yani riski azaltmak bütün ülkelere gibi Türkiye’nin de ana sermayesidir. Bütün kaynaklardan daha önemli ve katma değeri yüksek olan şey bir ülkenin müttefikleri olmasıdır. Bunların sayısının çok olması ve ilişki seviyesinin yüksek olmasıdır. Askeri, ticari, finansal ve teknolojik; yani bütün küresel güç ünitelerinin lideri olan ABD bile hala müttefik aramaya devam ediyor. İttifaklar ligi, bedeli en düşük, verimliliği ise en yüksek yatırım alanıdır.

***

Uzun uzun izaha gerek yok, Türkiye’de bu politika pek ilerlemiyor. Son olarak Almanya’ya da kapıyı gösterdiğimize göre dost kazanmak gibi bir politikayı pek düşünmediğimiz anlaşılıyor. Tabii ki kararımız tek taraflı değildir. Başta FETÖ iadeleri olmak üzere her ülkeyle yaşanan sorunların haklı gerekçeleri vardır. ABD ile PYD+FETÖ+Rıza Sarraf meseleleri veya Almanya ile FETÖ+PKK konularında ilerleme kaydedemediğimiz aşikardır. Madem onlar, bize bu sorunlu alanlarda destek vermiyorlar o zaman biz de elimizden geleni yaparız demek, mümkündür. En azından Almanya’ya bunu göstermiş bulunuyoruz.

Görünen o ki dünya da bizim bu yeni tarzımızı kabullenmiş durumdadır. Zira, daha önceleri de çeşitli ülkelerle hatta müttefiklerle tatsızlıklar yaşanıyordu ama ipler kopmadan başka müttefikler devreye giriyordu. Türkiye’nin küsmesi, kızması sorun oluyordu. Yarın Almanya kabinesi İncirlik’ten ayrılma kararını tartışıp oylayacak ve uzun yıllar sürecek bir çatlağın ilk adımı atılmış olacak ama şu ana kadar bir arabulucu ülke devreye girmiş değil.  Başka izahlar da bulunabilir ama en basit şekliyle, Ankara’nın karardan geri niyetinde olmadığını düşünüyorlar… Yoksa, bir tane olsun ne yapıyorsunuz siz telefonu gelirdi.

Evet, ideal olan dost kazanmak, düşman azaltmaktır ama bugün olduğu gibi bu politikayı uygulama imkanı kalmadığında da dünyaya karşı sertleşebilirsiniz. Ne var ki bu da bir strateji ister. İçinde bulunduğumuz çatışma düzeninde ayakta kalmak ve ülkeyi güven içinde yaşatmak gibi problemler dostları azaltıp, düşmanları artırırken de geçerlidir. Kapıları kapattığınızda kendi kendinize kalamıyorsunuz, kimse bana karışmasın diyemiyorsunuz. 

***

Katar komşuları tarafından ablukaya alındığında, körfez koyunda yaşananların dalgası bile bizi etkiliyor. Başka örneğe ne hacet?

Dost kazanma politikasını sahaya gerektiği gibi yansıtamadık ama şimdi dost -ya da müttefik- kaybetmeyi göze aldığımıza göre bu politikanın gereğini yapmalıyız. Düşmanlar arttıkça maliyetler artar, dostlar azaldıkça risk büyür. Her iki durumda da ikame edici önlemler almak, tekinsiz hale gelen uluslararası ilişkilerde önleyici hamleler tasarlamak gerekir. Gerekir çünkü, herkes yoluna politikasını yürütmek, tersini yapmaktan daha zordur.

  • Abone ol