Bir demokrasinin ulaşabileceği en iyi seviye kimseye ideal bir hayat tarzının, bir mükemmel vatandaş normunun dayatılmamasıdır. Norm demek makbul vatandaş tipolojisi belirlemek ve herkesin de öyle olması gerektiğini dayatmak demektir. Böyle bir yaklaşımın demokraside yeri yoktur.

Bir ideal tarza kıyasla bütün geri kalanların düzeltilmesi ve eksiklerinin tamamlanıp, fazlalıklarının törpülenmesi bireyin sistemle çatışmasına yol açar. Devlet; ideal düşünceyi, düşünme şeklini veya ideal kıyafeti veyahut da ideal dili, kültürü belirleyemez. Belirleyip dayatamaz, dayatmak şöyle dursun, pozitif ayrımcılık dahi yapamaz, o kavram setini özel ve destekleyici işaretlerle toplumun önüne koyamaz.

“Herkesin inandığı gibi yaşaması” prensibi kulağa pek hoş gelir, aksi zaten düşünülemezmiş gibi zannedilir ama uygulaması hiç görülmemiştir.

Bilindiği ve tecrübe edildiği gibi yakın zamanlara kadar devlet için ideal kadın ve erkek tipleri vardı. Kemalist düşünce biçimi ortak ideal norm olarak belirlenmişti. Kılık kıyafet de güçlü bir norm olarak hayatı belirlemekteydi. Başörtülü kadın, giyimi kuşamı modern tarzlara bakılıp düzeltilmesi gereken, örtülü haliyle hayatta ve bilhassa da resmi kurumlarda rol alması imkansız bir vatandaş tipiydi. Norm kıyafet tarzı, modern giyim dışında bir seçenek sunmuyordu. Dini hassasiyet gereği bırakılan sakal dahi bu sınıftaydı. Veyahut da yeme içme alışkanları… İnsanların ne içip ne içmediği de “sicil” ve sosyal statü gerekçesiydi.

***

Kılıf kıyafet, yeme içme tercihleri elbette hayat tarzının işaretlerindendir. Devamında, dini ve dini sembollere ilgi veya ilgisizlik ile kültürel aidiyet ve siyasi tercihler kimliği tamamlar. Devlet bu üniteler üzerinden norm koyduğunda, uygun olmayan vatandaş da güvenliğini sağlamak için kimliğini ve alışkanlıklarını gizleme eğilimi gösterir. Norm koyucu da elindeki kriterlerle makbul olmayan; yani, “sakıncalı vatandaş” avına çıkar ve bilhassa gizlenenleri yakalayıp açığa çıkarmaktan da zevk alır hale gelir.

Peki nereye kadar? Türkiye tecrübesi gösterdi ki, bir dönem yapana faydası var görünse de ideal norm vatandaşlık projeleri ilanihaye yürümez. İstenen neticeyi de asla üretmez, tersine bir dalga gelir o normları siler süpürür. 

Eski dönemin resmi standart ve dayatmaları ortadan kaldırıldıktan sonra bugün muazzam bir fırsat aşaması yaşanıyor. Gayet tabii ki eski normlar ortadan kaldırılmışken yeni bir norm, yeni bir ideal ve yeni bir makbul vatandaşlık statüsü belirlememek en doğrusu olacaktır.

AK Parti’nin eski dönemin meşruiyet kavramlarını ve referanslarını dağıtan politikaları bu açıdan gayet isabetlidir. Eşit vatandaşlık kavramı için bulunmaz bir zemin sağlamıştır. Kılık kıyafet, etnik kimlik, kültürel aidiyet ve en nihayet siyasal tercihler nedeniyle hak kaybının olmaması, bir demokrasi için tek ideal durumdur. Bundan sonra, hiçbir surette devlet eksenli normlar yazılmaması veya toplum önüne ideal hayat tarzı konulmaması Türkiye için gerçek bir özgürlük alanı açılması anlamı taşıyacaktır.

Tek parti dönemi ve takip eden Kemalist ideoloji yıllarının sorunu, dayattıklarının yetersiz veya zamanla çağın gerisinde kalmasından çok, bizatihi norm dayatmış olmalarıydı. Oysa, toplum kültürel, etnik ve dini çeşitlilik havzasıdır asla bir tarza indirgenemez. Sadece norm belirlememek değil, herkesin kendini dilediği gibi ifade etmesi ve inandığı hayat tarzını yaşaması halinde eğitime, istihdama, siyasal temsile ve sermayeye erişimde de eşit yarış hakkı garanti edilmelidir. 

Yeni Türkiye dediğimiz bundan ibarettir… Bu eşit erişim düzeni Türkiye’yi zenginleştirir, rahatlatır, sakinleştirir, birçok derdini kaynağından çözer ve dünya nazarında da kıymetlendirir.

  • Abone ol