Türkiye’nin gerçekten Olağanüstü Halle hallenmiş olduğunu anlamak için OHAL kararnamelerine bakmaya gerek yok. Sokak ne konuşuyor, sivil toplum ne tartışıyor, iş dünyası ne düşünüyor, akademi neyle meşgul ve matbuat ne yazıp çiziyor; buna bakmak kafidir. Ya da tersinden bakarsınız. Ne konuşamıyor; ne düşünemiyor neyle meşgul olamıyor ve neyi yazıp çizemiyor…

İktidarın birinci meselesi OHAL’i devam ettirip ettirmemek değil, cemiyetteki olağanüstü hali ortadan kaldırmak olmalıdır. Buna muvaffak olduktan sonra OHAL’e de ihtiyaç kalmaz, KHK’ya da…

***

Unutmayalım Türkiye’nin tabiatı rahat ve serbestçe konuşmaya alışkındır. Bunu her zaman yapamaz, her dönem konuşmak mümkün olmaz ama milletin tabiatı budur. Neden böyle? Basitçe söyleyelim… İmparatorluk mirasçısı olmaktan Cumhuriyet dönemindeki ağır travmalara kadar bir sürü sebep vardır konuşmaya. Bu kadar toprak kaybetmiş, bu kadar darbe yaşamış, bu kadar baskı görmüş bur toplum konuşmayacak da kim konuşacak? Konuşacak; tartışacak, kavga yapacak, kızacak, köpürecek öyle rahatlayacak. Siyasete karşı coşkulu ve yüksek alaka da bundan dolayıdır. 

Düşünmek ve konuşmak için ise, hukukla korunan bir özgürlük atmosferi gerekir ve buna da demokratik hukuk devleti olmak denir. Kağıt üzerinde değil bihakkın tatbikatta olmak gerekir. Böylelikle toplum her şeyi konuşur, akademi her istediğinin ilmini yapar; iş dünyası ve sivil toplum inandığı davanın takipçisi olabilir ve en nihayet gazeteler, televizyonlar istediğini yazar.

Kimin neyi isteyeceğinin belirlendiği düzene demokrasi denmez çünkü. Sarsıcı, etkili ve sıradışı olmayan bir fikir için de fikir özgürlüğü zaten gerekmez…

Sözgelimi, “Demokrasi iyidir, hukuk herkese gereklidir” gibi sözler elbette bir fikirdir ama bunun için fikir özgürlüğü şemsiyesine ihtiyaç yoktur. Çünkü böylesi lafları iktidar da dile getirir muhalefet de, kimse de aksini söylemez.

Düşünce ve ifade özgürlüğünü teminat altına almak demek, azınlık fikirlerin hakkını korumak, genel kabulleri sorgulamak, hükümetin, parlamentonun, askerin, bürokrasinin fiil ve kararlarını her türlü imkanla eleştirebilmek demektir. Her fikir sahibi tartışılmayı, eleştirilmeyi göze alacak ama sonuçta kodesi boylama kaygısı taşımayacak demektir.

***

Buradan bakınca meselemiz büyüktür. Bir toplumun on yıllardır alıştığı ve siyasal genetiğinin bir parçası haline gelen imkanlardan mahrum kalması büyük bir problemdir. Gerçek olağanüstü hal, böylesi bir gayri tabii duruma karışıp gitmektir. Rahatlık duygusunun yitirilmesi, güvenin kaybolmasıdır. Evvela ve acilen geri kazanılması gereken özellik budur. Konuşmayı ve dolayısıyla düşünmeyi dert etmeyen, ifadenin başa bela açacağı endişesinden arınmış bir topluma geri dönmek şarttır. Güvenlik için, zenginlik için ve en nihayet ‘beka’ için dahi tek çıkış budur. Dahası, iktidarın pırıltısı ve gücü için de gereken ilk şey, daha fazla özürlüğü temsil etmek, bunun yolunu açmaktır.

Gelin görün ki hak, hukuk, adalet ne kadar lüzumluysa, bunlardan bahis açmak o kadar angarya ve bıktırıcı bir iş haline gelmiş bulunuyor. Oysa mesele temel haklar olduğunda bıkmak ve yılmak toplum için hayra alamet değildir. Sadece bıkan için değil bıktıran için de…

Normale dönmek için, toplumun normalin üzerinde bir talebe, iktidarın da normalin üzerinde bir özgüvene ihtiyacı vardır.

Ramazan bayramı mübarek olsun. Sağlık, mutluluk, hak, hukuk ve bol konuşma getirsin.

  • Abone ol