Siyaset hayatı belirliyor, ekonomi bütün ünitelerin üzerinde artan bir nüfuz kazanıyor, diplomasi de herhangi bir ülkenin kendi halinde bildiğini yapmasına mani oluyor. Sadece Türkiye için değil, istisnasız bütün ülkeler için bu kurallar işliyor. Her şey eskiye göre çok fazla iç içedir ve hiçbir mesele hiçbir ülkenin kendi iç meselesi değildir.

Bu kuralı unutmak bazen işimize gelse de gerçek değişmiyor. Dünya ile aynı ekonomi ve güvenlik dalga boyunda olmak dünyanın denetimini de kabullenmek demektir. Paradoksal olarak denetimi kolaylaştırmak için, dünyadan uzaklaşmak değil bilakis daha fazla ilişki gerekiyor. Gayet tabii sözkonusu Türkiye gibi tarihsel güç ve jeopolitik potansiyel taşıyan ülkeler olunca uluslararası sistemin ilgisi daha da artıyor. Yine de Türkiye’yi jeopolitik açıdan özel ve benzersiz zannetmeye de gerek yok; esasen birçok ülke bu konumdadır. Mesela, Mısır kanlı darbeye rağmen uluslararası sistemin gözdesi olma özelliğini bu yüzden kaybetmiyor. Ya da Suudi Arabistan veyahut da Güney Kore ve Brezilya. Birçok ülke, bu kategoride çeşitli özellikleriyle önceliğe sahiptir, Türkiye de bunlardan bir tanesidir. Önemimizi azaltmayalım ama abartıp stres de üretmeyelim.

***

Önemli olmak olmamak esasen o ülkenin kendi demokratik ve güvenlik değerlerini nereye taşıdığıyla ilgilidir. Jeopolitik ve stratejik konumdan ziyade ülkenin iç huzuru, güvenliği ve istikrarı önceliklidir. Bir ülkenin istikrar ve güvenliği de sınırlarının ötesinde kurduğu iyi ilişkilerden başlar. Mesela Türkiye bu ilişkilerin iyi olmasının da kötü olmasının da sonuçlarını yaşamış ve yaşamakta olan örnek bir ülkedir. Örnektir çünkü bütün bunları birkaç sene içinde yaz ve kış gibi bir kesinlikte görmektedir. Kaba bir hesapla beş yıl öncesine kadar olanlarla beş yıldır olanlar bunu göstermeye yetecektir.

Bunu ülkeyi yönetenlerin de görmemesi mümkün değil. Nitekim, Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen günlerde “Dostları artıracağız, düşmanları azaltacağız” prensibini dile getirdi. Nedense üzerinde pek durulmadı… Belki bu cümle kulağa pek alışık geliyor ve zaten başka türlüsü düşünülemez diye varsayılıyor. Evet öyle, ancak bazen ülkeler göz göre göre düşmanları artırır ve dostları azaltır ki bunu yaşadık malum.

Cumhurbaşkanı o cümleyi söyleyerek bu sarmala karşı reaksiyonunu dile getirmek istiyor. Uzun süredir gerginliklerle çatışma potansiyeliyle yükü ağırlaşan dış politikada yeni bir hamle arıyor. Zira, Türkiye’nin iyi ilişkilerle kazandığını ve güvenli hale geldiğini tersi durumda da risk taşıdığını en iyi kendisi biliyor.

***

Başta NATO üyeliği olmak üzere, G-20’de bulunmak, AB ile müzakere halinde olmak ve birçok uluslararası organizasyonda rol sahibi bir ülke olarak Türkiye iyi ilişki geliştirmekte, yani dost kazanmakta doğal bir avantaja sahiptir. Stratejik konumun üzerinde bir avantajdan söz ediyoruz. Dolayısıyla, düşüncesini sahaya yansıttığında Erdoğan için çok hızlı bir ilerleme ve mesafe kazanma imkanı vardır. Sözgelimi, başta Suriye ve Katar olmak üzere problemli dosyalardaki etkisi de artacaktır.

Kaçan fırsatları ve kaybedilen zamanı telafi etmek için doğal hamleleri ertelememek gerekir.

En önemlisi de iyi ilişki kurmanın hakkı verildiğinde görülecektir ki bugün yaşamakta olduğumuz huzursuz hal ve tedirginlik sanılandan çok daha kolay bertaraf edilecektir.

  • Abone ol