Seviyesizlik müsabakası olsa herkes daha start verilmeden birinciliği matbuata verir, akabinde ikincinin kim olduğunu umursamadan arkasını döner. Medya seviyesizdir, kalitesizdir ve hatta son devirde üstüne üstlük epeyi de lümpendir ama her ne ise; akademiden, spordan, siyasetten, müzikten, iş aleminden, sivil toplumdan ne bir fazla ne bir eksiktir. Diyeceğim o ki böyle müsabakalara merakı olanın foto finişe bakması lüzum eder. Zira amansız, vahşi ve pek hileli bir yarıştır bu.

Bütün meslekler, bütün müdürler, bütün direktörler, bütün çalışanlar, bütün elemanlar; tekmili birden bütün kurumlar bileşik kaplar misali, seviyesizlikte seviye tutturmuş halde idame-i hayattadır. Birinin kalitesizliği bir diğerinin teminatı; birinin seviyesizliği bir başkasının mazeretidir. Biri pot kırsa öteki bundan müstefid, diğeri kepaze olsa beriki bundan memnundur. Yeter ki seviye yükselmesin, yeter ki kalite avdet etmesin. Aman devran böyle sürsün gitsin. Gitsin ki kafamız ütülenmesin, keyfimiz bozulmasın, dalgamız taşlanmasın!

Hal böyle olunca de kimse kimsenin lümpenliğine laf etmez, edemez, ettiremez. Tabiattaki besin zincirinin alası memleketi örmüş, bir tanesi kopamaz, koparılamaz vesselam…

Seviyesizlik kadar sinsi, hızlı ve iştahlı ilerleyen başka mai yoktur. Kıldan ince damardan girer, saniyede kalbe ulaşır; o lahza beyni felç eder. Tabiatıyla da nüfuz ettiği bedeni tatlı bir hisle rahatlatır. Ne daha iyisi için çabalama kaygısı kalır, ne düşünme, ne dertlenme, ne ayıptan arlanma, ne de günahtan utanma kalır. 

Hayatını hasrettiğin prensipleri 
çiğnemek…

Evvelden başka derken şimdi başka söylemek…

Dün taptığına bugün küfretmek…

Ya da bugün taptığına yarın küfredecek olmak…

Ne gam?

Ayıptır, yakışıksızdır deyip dertlenmek ne saçma!

Olması mümkün olmayanlar dahil melanetin cümlesi birden olur; hem de tekrar tekrar olur. Küfür de edersin, yalan da söylersin, mekan da basarsın. Kime ne!

Racon aleminde nam saldıktan ve eşi dostu sağlam tuttuktan sonra herhangi bir meslekte dahi muvaffakiyete ihtiyaç yoktur. Bilakis muvaffakiyeti, terakkiyi milletin başına bela etmemek daha bir makbuldür. Birkaç yüzü geçmeyen hafifçe bir lügat, orta şeker argo ama okkalı laflar, biri diğerinden önce harekete meyyal iki omuzla şöyle yandan küstah bir bakış şarttır. İlaveten, garibana efelenmek ve sana ilişmeyeceğine emin olduğuna arkadan gösterişli afra tafra savurmak ama kudretli olanın huzurunda yılışık yılışık el oğuşturmak. Bu son kısım bilhassa gizli olmalı zira, mesele erkek olmak değil erkekliğe laf getirmemek… 

Oldun gitti halkın çocuğu, devrin adamı… Çık dünyaya, bas istediğine küfrü, yık istediğin mekanı, kes arzu ettiğin raconu birader…

Nasıl olsa ayıplayanın yok, nasıl olsa devir senin devrin.

Nasıl olsa moda…

Seviye düştüğü vakit herhangi bir şey uğruna çabalama kaygısı biter. Utanma, sıkılma, sakınma hissi ve kızarma tabiatı terk-i vücud eder. Akabinde de eyyamcılık cümle haşmetiyle hükümferma olur. Ne müzikte nota kalır, ne akademide ilim, ne sporda ahlak ne de siyasette kalite…

Ne versen giderken kimse biraz daha iyilik namına çabalamaya metelik harcamaz.

En nihayet sözün mecalsiz kaldığı yerde, eli kalem tutanlar da teselliyi 
sızlanmakta bulur.

  • Abone ol