Olağan hallerde bunun bir önemi olmaz veya farkedilmez ama Türkiye’nin herhangi bir ülkeyle iyi ilişkilere sahip olması aslında bir kazanımdır. İlişkiler durduk yerde kendiliğinden iyi olmaz ve kendiliğinden gelişmez. Hatta, sözkonusu Türkiye gibi bir imparatorluk bakiyesi ülke olduğunda bazen işe zemin seviyesinin altından başlamanız gerekir. Herhangi bir ülkeyle iyi ilişki kurmak için yıllar süren diplomatik mesai, iyi örülmüş bir ticari alışveriş sistemi, güvenlik ve strateji dengelerine kadar sayısız ünite birden çalışmak zorundadır. Dış ilişkilerin temel prensibi olan “karşılıklı çıkarlar” denilen şey çoğu zaman kendiliğinden ortaya çıkmaz; çaba gerektirir. Karşılıklı çıkarları ortak olan birçok ülke ilişki kuramaz veya birçok ülke var ki karşılıklı çıkarları olmadığı halde ustalıkla bunu yaratırlar. Sadece modern zamanlarda değil her çağda iyi ilişki hem bir zaruret, hem de uğruna çaba göstermeye değer bir hedeftir. Mesela, Türkiye ABD ilişkileri böyledir. Birden, mecburen, kaçınılmaz olarak doğmamıştır. Gerekenler yapıldığı için iki ülke müttefik olmuştur. Dünyada ve bölgede bizim gibi stratejik imkanlara sahip onlarca ülke ABD’yle dost değildir, hatta düşmandır. Ya da Türkiye-Almanya, Fransa, İngiltere, İran, Suudi Arabistan ilişkileri. Ya da şimdi bitkisel hayatta bulunan Mısır’la ilişkiler… Hepsinin arkasında büyük bir emek vardır. Herhangi biriyle bozulan ilişkinin de karşılıklı maliyeti vardır.

***

Bugünlerde Almanya ile ilişkilerimiz büyük bir sorun yaşıyor. Ticari kapasite, diplomatik ortaklık, AB ve NATO süreçlerindeki ittifaklar ve en nihayet ülkedeki çalışan Türk nüfusu açısından bakıldığında ilişkimizin bozulmaması gereken ilk ülke Almanya gibi görünüyor. Mesela, Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı ülke Almanya’dır… Almanya’daki göçmenler arasında birinci sırada Türk vatandaşları gelir. Türk kökenli Alman vatandaşlarının sayısı ise 1,5 milyona gidiyor. Özetle, karşılıklı olarak istatistiğimizin böyle zengin olduğu başka bir ülke yoktur. 

Gelin görün ki ilişkiler karşılıklı hakaretler ve neredeyse ambargo tehdidi seviyesine kadar geriledi.

Almanya FETÖ’cüleri iade etmiyor. Almanya PKK’ya sempatik bakıyor. Almanya bizim politikacılarımızı ülkesinde konuşturmuyor… Almanya AB konusunda destek vermiyor…

Doğru hatta eksik… Almanya bizim canımızı sıkan başka şeyler de yapıyor.  Ama söyleyin böyle bile olsa durumu daha da kötüleştirmek kime fayda sağlar? Almanları İncirlik’ten gönderdik… Daha ileri gitmek, bilhassa ekonomik ilişkilere zarar verecek boyutta ilişkileri koparmak kimin işine yarar?

Bize yaramayacağı belli…

Peki Türkiye’nin zaten problemli birçok uluslararası ilişkideki rakiplerine yarar mı? Yarar.

Pazarlık gücünü daha da düşürerek Türkiye’yi Rusya’ya yakınlaştırır mı? Yakınlaştırır.

Başta NATO ve AB’deki geleneksel müttefiklerimizle ilişki kapasitemizi ve kalitemizi düşürür mü? Düşürür.

İslam dünyasındaki diplomatik değerimizi bir kademe daha indirir mi? İndirir. 
En nihayet bir numaralı meselemiz olan FETÖ ile ve PKK ile mücadelede elimizi biraz daha zayıflatır mı? Zayıflatır.

Almanya ile ipleri koparmak şikayet ettiğimiz hiçbir konuda durumu lehimize çevirmiyor. Bırakın Almanya’yı şimdi kavgalı olduğumuz küçük ülkelerle bile restleşmekten fayda çıkmıyor. Onlar da bu kavgadan zarar görürmüş. Görsün ne olur? Biz de zarar gördükten sonra, biz de kaybettikten sonra ne farkeder?

Başa dönelim. Her ilişki bir bedel ve tarihsel tecrübeye dayanıyor. Gerilimler her iki tarafa “gücü oranında” ciddi maliyetler çıkarıyor. Bir gün düzelecek olsa bile bozulan ilişkilerin geride bırakacağı tahribat, üreteceği maliyet vardır. İşlerin kriz öncesinde kaldığı yerden yürümeyeceğini bilelim. 

‘Düşman azaltalım, dost kazanalım’ politikasını geçtik… Eldekine sahip çıkalım da zaten sıkletten mecalsiz kalan diplomasi terazisi biraz nefeslensin.

  • Abone ol