Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, alim, idareci ve fikir insanı olarak hem tarihte hem de milletin gönlünde iz bırakan bir isim olmuştur. Başkanlığı nasıl büyük bir imkan ve fırsat ise, görevden alınması da o kadar büyük kayıp olacaktır. Görmez Hoca, ülkede iyi giden, umut veren ve teselli bulunacak şeylerin başında geliyordu.

Görmez, hazin, kanlı ve acılı 15 Temmuz darbe girişimi gecesinin kulaklardaki sesidir. O gece birden çöken darbe karanlığının karşısına çıkıp ufku aydınlanan selaların sedasıdır. O unutulmaz kararın arkasındaki akıl ve cesarettir. Sadece bu hizmeti bile unutulmayacaktır…

***

Hoca, din idrakimizi vücuda getiren gelenek ve akıl sentezinin ideal örneklerinden birisidir. Soğukkanlı, akademik, ilmi eksenle kalbin ve ruhaniyetin aşısını temsil ediyor. Fikirde, metotta ve üslupta radikalleşmenin karşısında, makulün merkezinde bir isimdir. Bu özellikleriyle tam da Türkiye’nin aradığı, istediği ve en önemlisi de ihtiyaç duyduğu Diyanet İşleri Başkanı olarak gönüllerde yer etti. İslam’ın gövdesini saran yobazlık boyutuna varan bidatla, din adına dini başka bir forma sokan anlayışla mücadele ederken de hep üslupluydu. Gösterişli, değil üsluplu, hamasi değil ilmi… İnsanlar, kendilerini Görmez’in temsil ettiği anlayışın bir parçası olarak görmekten mutlu oldular. Prof. Dr. Mehmet Görmez’in, sözleri ve yaklaşımları Türkiye’den dünyaya, doğru ve güvenilir bir ses verilmesini sağladı. 

Şu sözler Hoca’ya aittir: 

“Yanlış bir eğitimle Allah’ın insanlara verdiği bütün potansiyelleri yok edebiliriz. Bilgi bizim medeniyetimizde hakikate götüren yoldur. Hakikatin kendisi değildir. Bilim tapınmak için var kılınmış, gönderilmiş bir şey değildir. Aklın verileri ile elde edilen bilgi, vahiyle insanlığa bildirilen bilgi birbirlerinin alternatifi değildir”

Ve bir başka hassas mesaj:

“Aklın da halikı, Allah’tır, Vahyin de göndericisi Allah’tır. Akılla vahiy arasındaki kavga, bilim ve din arasındaki kavga, bizim medeniyetimize ait bir kavga değildir. Tefsir, Fıkıh Hadis ne kadar dini ise, fizik kimya, matematik o kadar dinidir. Kitabın ayetleri ile kâinatın ayetlerini birbirinden ayıran bir bilge düşüncesini sahip olamayız. İslam coğrafyasını bugün inim inleten şey bilginin bu şekilde ayrılmış olmasıdır”

***

Görmez, din namına sergilenen her türlü yobazlık, şiddet ve cinayetin karşısına çıkarken, yıpratılma, eleştirilme hatta tekfir edilme kaygısını umursamadı. Doğruyu söylemenin bedelini ödemekten hiçbir vakit çekinmedi. Dinin, hakikat kadar haysiyet de olduğunu cümleye bizatihi gösterdi.

Sadece ilimde değil icraatta da ortaya fark koydu; Diyanet’i ülkenin bir kurumu olmaktan öteye taşıdı, dünyanın diyaneti seviyesine çıkardı. Camiler, hutbeler, vaazlar, Kur’an kursları onun döneminde silkindi, ayağa kalktı. 

Parlak ve unutulmayacak bir hizmet döneminin ardından da koltuğunu haysiyetiyle terk etti. Hiç şüphe yok ki şimdiden sonra ülkeye, dine, ilme ve idrakimize hizmeti daha büyük olacaktır.

Veda konuşmasındaki şu cümle de bunun müjdesini veriyor:

“Bize düşen Allah’ın kulları ile Allah’ın dini İslam arasındaki engelleri bertaraf etmek için gayret göstermektir.”

  • Abone ol