Kitlelerin, teker teker insanların veya genel olarak toplumun siyasallaşması bir demokrasi için sadece iyi bir şey değil, gereklidir de. Demokrasi, siyasetin devlet tekelinde olmadığı, tabanda ve sokakta konuşulduğu imkan demektir. İnsanlar siyasetin parçası olmak, hatta aktörü ve denetçisi olmak imtiyazına sahiptir. Milli irade dediğimiz kavram da bunu gerektirir. Canlı, aktif ve katılımcı bir ruh gerektirir. İnsanların siyasette rol sahibi olmaları hem bir hak hem de bir sorumluluktur. Bilhassa, sorumluluktan uzaklaşan toplumlarda demokrasinin de zayıfladığı ve şekli bir yönetime dönüştüğü aşikardır.

***

Türkiye’de AK Parti iktidarları döneminde toplum, sadece oy desteğiyle değil kriz anlarında tavır da koyarak giderek artan bir hacimle siyasetin aktif bir unsuru haline geldi. Eski rejimin jakoben ve kontrol edici alışkanlıkları bu sayede yıkıldı. Derin devlet kavramından, asker-sivil bürokrasi gücüne, jüristokrasiye kadar bir dizi güç kalemi bu sayede kırıldı. Sözgelimi, 367 krizinde toplum ağırlığını koydu ve sorun aşıldı. Ya da 2008’de AK Parti’ye kapatma davası açıldığında yine aynı güç aktarımı fırsat bulduğu ilk anda devreye girdi.

Yakın zamana kadar bütün seçimlerin “tarihi önem” tanımıyla değerlendirilmesi boşuna değildi. Herbiri, eski Türkiye’nin yarım kalan tadilatının akamete uğramaması açısından tarihi önem taşıyordu. Nitekim, 7 Haziran 2015 seçimlerinde toplum bu kesintiyi gördü ve aynı yılın 1 Kasım’ında yine onarıcı etkisini sandığa yansıttı. Şimdi tartışmalı tarafları olsa da toplumun yapmak istediği şey demokratik temsilin önündeki kısıtlayıcı engelleri kaldırmaktı. Elbette demokrasi seçim kadar, hukuki denetim ve sivil toplum, medya gibi güçlerle zenginleşir.

Bununla birlikte demokrasi bir sloganlar rejimi de değildir. Kurumların mükemmel seviyede olduğu durumda bile temelde karşı görüşlere, farklı fikirlere, ideolojilere, etnik aidiyetlere, kılığa, kıyafete saygı esastır. Herkesin istediği yönetimi özgürce seçmesi temel kuraldır ama bu kuralı destekleyen sayısız adı konulmuş, konulmamış kural vardır.

Bir kesim için başka kesimlerin fikri ve o fikrin özgürce dile getirilmesi tahammül edilemezse bu durumda demokrasiden söz etmek anlamını yitirir. Ya da inancı. Veyahut da kıyafeti…

***

Futbol da böyledir… Futbol da siyaset gibi sokakta yaşamalıdır ama stadyuma gelindiğinde futbol sadece futboldur. Tribünün bir kesimi bir başka kesimine karşı marşlarla, sloganlarla öfke yansıtıyorsa buna fikir özgürlüğü ya da ifade hürriyeti demek mümkün değildir. Zira kitlesel olgunluk ve sükunet bir toplumun kalitesini gösterir. Ortak değerlerin ve zevklerin tadını kaçırmamak da bir demokratik kültür özelliğidir. Samsun’da oynanan maçta yaşanan ve zaten gerilime yatkın halimizi daha da kamçılayan haller bu açıdan nerede durulmasını bilmediğimizi gösteriyor. Stadyumlar en ziyade slogan ve marş yeridir ve hatta bazen ince siyasi mesajlar için de elverişlidir ama önceki akşam yaşananlar gibi değil. Tribünün dili ve coşkusu ile siyasetin dili arasında anlamlı bir fark olmalıdır. Daha önce yine sahada yaşanan tatsız örneklerin zirvesi olarak bu sahneler kaygı vericidir. Gergin olmak bir yere kadar ama nerede duracağını bilmeyen bir toplum olmak hayrımıza değildir. 

  • Abone ol