Tam 37 yıl oldu. 12 Eylül darbesi ağır bir silindir gibi, acıma duygusu taşımadan ülkenin üzerinden geçeli o kadar zaman oldu. Bütün sorunları çözmek gibi yüksek bir amaçla yola çıkıp ülkenin onyıllarına mal olacak ağır hasarlar bırakarak kenara çekildi. Her darbe gibi… Yanlış kurgusu, hatalı mantığı ve toplumla uyumsuz felsefesi hâlâ sıkıntı vermeye devam ediyor. O kadar ki arada biri 28 Şubat darbesi, diğeri de 15 Temmuz girişimi olmak üzere iki artçı darbe mirası da bıraktı.

***

Böylelikle, demokratikleşemeyen, hukuk üretemeyen bir sistemin saatli bomba gibi umulmadık anda patlayacağını gördük.

Ülkenin üzerinden sadece 12 Eylül toprağını değil, bütünüyle Cumhuriyet kurgusundaki yanlışları kaldırma cesaretini erken dönemde gösteren rahmetli Turgut Özal oldu. Kalkınma, vizyon ve dönemin şartları elverdiğince demokrasi onun devr-i iktidarında sahne aldı. Bugünden geriye bakınca Özal olmasaydı Türkiye’nin yıllar içinde aldığı mesafelerin birçoğunu kat edemeyeceğini söylemek yanlış olmayacaktır. 12 Eylül nasıl bir felaketse o felaketten en iyi çıkışı ufku ve kalıpları yıkan liderliğiyle Özal temsil etti.

2000’li yılların başında AK Parti ve Erdoğan’lı dönem ise sadece 12 Eylül’ün kalıntılarının temizlenmesi değil, yine Cumhuriyet kurgusundaki yanlışlıkların onarılması için büyük bir imkan sundu. Ekonomiden siyasete kadar Erdoğan’lı yıllarda atılan adımlar ortadadır. Şimdilerde, 15 Temmuz darbe girişimi ve buna bağlı olarak OHAL gölgesinde yaşanan daralmayı hariç ülkenin aldığı mesafe benzersizdir.

Türkiye gelişti, ekonomi büyüdü, makro göstergeler 1980’lerle kıyas kabul etmeyecek çapta büyüdü… Gayet tabii ki nüfus ve ihtiyaçlar da büyüdü.

Böyle bir ülkeyi belirli güvenlik hattında ve refah düzeyinde tutmak için mutlaka yapılması gereken şeyler vardır. Bir kısmı yapıldı bir kısmı yapılamadı hatta sorunlar derinleşti.

Sadece 12 Eylül darbe senesiyle kıyaslamak için değil her durumda Türkiye’nin güven ve refah içinde olabilmesinin yolu da bu sorunların üstesinden gelmekten geçer. Çok başarılı yılların ardından bile sistem 15 Temmuz darbe girişimine muhatap kalmışsa bunu önlemenin yolu hukuk devletini güçlendirmek ve herkesi o devletin ortak ve eşit paydaşı yapmaktan geçer.

12 Eylül dindarları, Kürtleri, solcuları, Alevileri ve tek tip vatandaşlık tanımının dışında kalan herkesi dışlamıştı. 28 Şubat, bu mantığı dindarlar için yeniden genişletti.

Bugün 37 yılın ardından bütün ana sorunları yeniden ele alalım ve duruma bir bakalım. Ekonomide büyük gelişme kaydettik ama Kürt sorunundan hukuk devleti ilkesi eksikliğine, kamuda şeffaflıktan üniversitelerdeki bilimsel özgürlüğe, Alevilerin haklarından siyasi partiler yasasına hatta trafik keşmekeşinden çarpık kentleşmeye kadar bir dizi büyük sorun hala çözüm bekliyor. Devlet ile dindar kesimlerin ilişkileri büyük ölçüde onarıldı ama yerine bu kez de laik kesimlerin mutsuzluğu sorunu ikame oldu. Yani devletle problemli devasa yeni bir kitle ortaya çıktı…

***

Herkes için yeterli hukuk ya da herkesin bütün haklara erişimde eşitlik kurmadığımız müddetçe başımız ağrımaya devem edecek bunu akıldan çıkarmayalım. Türkiye gibi mazisi acılı ve kavgalı, bugünü ise farklılıklarla dolu bir ülkenin mutlak ve iyi kalitede demokrasi olmadan idare edilemeyeceğini de asla unutmayalım. Demokrasi ve hukuk olmadan ne refah kalır, ne de kalkınma işe yarar.

Yıldönümü bahane… İster 12 Eylül’ün ister 28 Şubat’ın ister de 15 Temmuz’un yıldönümünde bu ülke için dile getirilecek acı hakikat budur.

  • Abone ol