Adı ve çapı ne olursa olsun herhangi bir büyük meselemizi çözemiyoruz. Birçok güzel ve faydalı hasletimiz var ama uzlaşma becerimiz yok, hepimiz için ortak faydanın, ortak iyinin ne olduğunu bilmiyoruz. Bilsek de umursamıyoruz. Birçok çözümsüz meselemiz gibi Kürt meselesi de bu halin en bariz örneğidir. Nitekim, yakın vadede 40 sene, uzun vadede bir asır oldu, durum ortadadır. 

Çözemiyoruz tamam. Peki, üstüne bir de daha da derinleştirmek, duygusal kırılmaları daha da artırmak, aradaki mesafeyi daha da açmak neyin nesi? Aysel Tuğluk’un annesinin cenazesine saldırmak, cenazeyi Ankara’da defnettirmemek nedir? O cenazenin “mezardan çıkartılarak” mecburen, zorla Tunceli’ye nakledilmesi ne demektir?

Gele gele bu noktaya mı geldik? Hani kardeştik, hani aramıza nifak tohumları ekene izin vermeyecektir. Etle tırnaktır, hani. Bırakın diriyi, ölüye de mi tahammül yok? Hapisteki Aysel Tuğluk’u anladık, anasının tabutuna da mı bir karış toprak yok? 

Mezarlığı basan adamlar, kendilerini vatanı Kürtlerden muhafaza etmeye adamışlarsa vay halimize… Maksatlarına eriştiklerine göre; cenazeyi mezardan çıkarttıklarına göre bir daha vay halimize...

Bu güruh, yaptıklarıyla “Burası bizim, siz kendi yerinize gidin” dediğinin farkında değil ama onlar bilmese de ülkenin her tarafının herkesin olduğunu akıldan çıkarmayalım.

Onların böldüğünü bir arada tutalım. Kin ve nefret halini bastıralım, ne yapıp edip bu düşmanlık iklimini değiştirelim. “PKK ile mücadele başka Kürtler başka, terör başka kardeşlik başka” sözüne evvela kendimiz inanalım, sonra da herkese bu duyguyu hissettirelim. Aksi takdirde kazanmak istediğimiz herşeyi kaybederiz bilelim.

***

Onbinlerce insanımızı kaybettik. Onlarca senemizi yitirdik. Acıya doymadık, her türlüsünü taddık. Bir mesele için ödenecek ne kadar bedel varsa ödedik… Bu ülkenin yaşanan bu kanlı, acılı tecrübeden zerre ders çıkaramaması ayıp olur. Her defasında başa dönmek, her defasında zaten çözemediğimiz bir meselenin hacmini daha da büyütüp iyice çözümsüz hale getirmek kendimize saygımızı kaybettirir.

En vazgeçilmez şey “üniter yapı” olduğuna göre, bunun yolu da bütün ünitelerin kaynaşması olduğuna göre birlikte yaşayacağız, başka yol yoktur. Şu kadar sene geçti hala bunu demek ağırıma gidiyor ama birlikte yaşamak adı üzerinde birlikte olmaktan geçer. Herkesin kültürünü, dilini, geleneğini, kıyafetini, lehçesini tanımaktan geçer. Bu ülke üzerinde kendin kadar hakkı olduğunu bilmekten, üstünlük taslamamaktan geçer.

PKK çözüm sürecini sabote etti diye, o çözümün sıradan insanlara, sokaktaki Kürde vadettiği haktan, hukuktan, demokrasiden, insanlıktan ve sempatiden vazgeçecek değiliz. Bir başka ifadeyle PKK’nın, şiddetin, terörün istediğini yapacak değiliz.

Türkiye’nin büyük meseleleri tek tek herkesin öfkesi ve reaksiyonu aşılmadan çözülemez. Böyle çözülebilmiş olsaydı şimdi Ankara’da bir mezardan cenaze çıkarılmazdı.

En nihayet… Siyasi ittifak veya maslahat icabı veyahut da her ne sebeple olursa olsun, ötekine hürmeti olmayan fikirlerin politika haline gelmesine müsaade etmeyelim.

  • Abone ol