Medyadan siyasete, sokaktan kahveye kadar herkes dış politikanın bir parçası olunca bu politikayı izlemek ve sonuç almak da zorlaşıyor. Semboller, geçmiş güzel günler ve büyük idealler ekseninde yükselen seslerin politikasını tahakkuk ettirmek; bu hedefleri gerçekleştirmek zaten kolay olmaz… Gayet tabii milli meselelerde toplumun devlet politikalarının arkasında olması tercih edilen bir durumdur. Hükümetler için böyle bir destek bilhassa kıymetli ve rahatlatıcıdır.

***

Vatandaş, dış politikanın uzun süren tartışmalar sonucunda, bütün faktörlerin ustaca bir arada değerlendirilerek ve en nihayet yarınlar düşünülerek oluştuğunu varsayar. Devletin her zaman bir bildiği vardır diye düşünülür ki bu özellikle karmaşık dosyalarda doğrudur da. Çok bilinmeyenli bir denklemde devletin elindeki materyallerin sayısı fazladır ve bunların kamuoyuyla paylaşılması doğru olmaz. Bu yüzden de diplomasi ve sosisin açıkta yapılması tavsiye edilmez.

Türkiye bugün tamamen farklı bir yöntem izliyor. Neredeyse bütün dış politika meseleleri toplumun gözü önünde, ayrıntıları açıklanarak tartışılıyor. Dolayısıyla tepeden aşağıya herkes bu sürecin bir parçası ve aktörü haline gelmiş bulunuyor.

İdlib ve Afrin operasyonları ile bütün olarak Suriye…

Irak Kürdistanı’nda bağımsızlık referandumu ve sonrasında yaşananlar. 
Kerkük meselesi…

ABD ile vize gerilimi dahil hemen 
her şey….

Rusya ile S-400 pazarlığı…

Almanya ile irili ufaklı bütün krizler…

Avrupa Birliği ile de malum neredeyse en küçük polemikler…

Toplum, Türkiye’nin bütün önemli dış politika konularının bir parçası haline geldi. Sakıncası yok hatta maksat açıklık ise faydalıdır da… Muhtemelen hükümet ağırlaşan dış politika yükünün üretebileceği muhtemel sorunlar konusunda kamuoyunu hazırlıyor. Nitekim, ABD ile vize krizi böyle bir yolla kamuoyuna yansıdı. Bütünüyle Avrupa problemleri de benzer bir yöntemle kamuoyuna mal edildi.

Sakıncası yok ama sembollerle ve yüksek vaatlerle yürütülen politikanın sonuçsuzluk ve dolayısıyla hayal kırıklığı zamanlarında da toplumla paylaşılma mecburiyeti vardır. İşler çoğu kez iyi gitmeyebilir ve bugün herkesin heyecanla bir ucundan tuttuğu politikalar bazı alanlarda ortaya cevapsız sorular çıkarabilir. Mesela, Suriye’nin kuzeyinde bütün itirazlarımıza rağmen bir PYD/YPG bölgesinin kurulması ve ilaveten ABD silahlarıyla güçlendirilmesi gibi. Yahut da tek taraflı bağımsızlık girişimini önlemek için yola çıkarken Irak’ta milli menfaatleri tehdit edecek yeni güç dengeleri oluşması gibi…

***

Mesele örnekleri çoğaltmak değil, genel gidişi konuşmak zamanıdır. Bilelim ki medyaya yansıyan ve çoğu kez başka bir dünyadan geliyormuş hissi veren dış politika haberleri Türkiye’nin gerçeği değildir. Daha elim olan, köşelere ve manşetlere yansıyan bu yaklaşımlar iddia edilenin aksine onurlu ve dik duruşlu bir politika da değildir. Onurlu ve başarılı politika, sahadaki iddiayı taşıyan, bugünü de yarını da garanti altına alan; hasılı sonuca ulaşan politikadır. Masaya yumruğu vurur vurmaz her şeyin halledileceği duygusuyla toplumu yönlendirmek gerçekçi değildir.

Dış politika zordur ve uzun, sabırlı, meşakkatli bir yolun takibini emreder. Kendimizi kötü hissetmeyelim… Süper güçlerin yolu da budur, gücü sınırlı olan ülkelerin de…

  • Abone ol