Bir ülke düşünün ki en büyük ve en değerli şehrinde deprem mukadder; bütün uzmanlar yakın bir vadede böyle bir felaketin yüksek ihtimal olduğunda hemfikir ama sadra şifa bir tedbir alınmıyor. Sanki o gün hiç gelmeyecekmiş gibi kamu otoritesinden vatandaşına kadar herkes hâlâ, günü kurtarma derdinde, rant, kat ve fırsat peşinde.

Hangi ülke, hangi toplum kendisine böyle bir kötülüğü yapabilir? Bütün ülke İstanbul depremi konusunda uzmanlaşmış olmasına rağmen kimse bu ihtimalin gereğini yapmıyor. Ne kentsel dönüşüm, ne bir tedbir seferberliği var; ne de insanlar ‘madem devlet bir şey yapmıyor bari ben kendimi, ailemi ve çocuklarımı korumak için kendi işimi halledeyim’ diyor.

***

Böylesine büyük bir felaketi görmezden gelen bir toplum başka birçok alanda da geri kalmış ve azına razı olmayı kabul etmiş demektir. Bir an önce bu sarmaldan çıkılmalıdır.

Demokrasi, insan hakları, hukuk, insan hayatının önemi diyoruz ya hepsini birden temsil eden bu ölümcül örnek karşısında sessiz ve çaresiz el bağlamış duruyoruz. Ve tekrarlayalım bu felaket çok yüksek bir ihtimal… Yani, yabana atılamayacak, ıskalanamayacak, görmezden gelinemeyecek kadar yüksek bir ihtimal.

İşte bu yüzden son günlerde başta Cumhurbaşkanı olmak üzere bazı bakanların ve 17 Ağustos yıldönümünde Başbakan’ın sarfettiği sözleri önemsiyorum. Bazısı deprem için, bazısı da şehirlerde yaşanan estetik cinayetler için söylenmiş bu sözlerin hepsini birden alıyorum kabul ediyorum. Geç kalınmış olsa da…

Evet, 15 yıldır AK Parti iktidarda… Evet isteseler şehirlerin çehresi bambaşka olurdu… Evet, yeni konutlar daha özenli ve daha estetik yapılabilirdi. Bütün bunlara itiraz edebilmek mümkün değil ama değil mi ki bir yerinden şehirlere ihanet hassasiyeti gösterilmeye başlandı buna da itiraz edemeyiz. İyimser olmak için güçlü bin nedendir bu. Cumhurbaşkanı da bakanlar da benzer istikamette demeçler vermeye başladığına göre bürokratlar ve inşaatçılar da aynı yola girebilir. En önemlisi de vatandaş girebilir. Unutmayalım ki AK Parti 15 yıldır iktidar ama vatandaş da yüzyıllardır bu ülkede yaşıyor, dolayısıyla estetik talebi en başta siyasal iktidarların sorunu olmakla birlikte sadece onların değil, topyekün mimariden, estetikten, kaliteden, sanattan, kültürden ne anlıyorsak iktidarlar da bunu anlıyor en nihayet… Hasılı, hepimizin, herkesin suçlu olduğu bir cinayetten söz ediyoruz.

Son dönemdeki tartışmaları bir yerinden başlamak, dağılmış şehirleri toparlamak için bir imkan görmekte zarar yoktur. 

***

Özellikle başta İstanbul olmak üzere deprem riski altında olan şehirlerin dönüşüm ihtiyacı da bu fırsata manivela olabilir. Hiç olmazsa kentsel dönüşüm bölgeleri bu estetik mimarinin merkezleri olabilir. Kat sayıları, cadde ve sokak genişlikleri, park, bahçe genişlikleri ve bilhassa da mimari estetik için gösterilecek hassasiyetle yeni bir başlangıç yapılabilir. Hiç olmazsa biz de yapabiliyoruz diyebileceğimiz bir örnek olabilir. Bu demeçleri geçmişteki hatalar nedeniyle eleştirelim, muhataplarını sorgulayalım ama aynı zamanda bunu bir fırsata çevirelim ve “madem öyle hadi iyisini yapın” baskısı olarak değerlendirelim.

Esas meselenin hayat hakkı ve bu hakkın üzerine titremek olduğunu unutmayalım… 

  • Abone ol