Büyük meselelerimizi çözmek konusunda becerimizin zayıf olduğu malum… İster tek parti ister çok parti olsun, ister koalisyon ister tek başına iktidar dönemleri fark etmiyor; Türkiye canını yakan bütün büyük problemlerde çözüme ulaşma kaabiliyeti sergileyemiyor. Eğitimden kültüre, Kürt meselesinden devlet-toplum ilişkileri çatışmasına kadar bir dizi ünitede aynı açmazı yaşıyoruz.

***

Hemen herkesin üzerinde mutabık olduğu ama hiçbirinin neticelendirilemediği meseleler uzun bir liste olur.

Ortak fayda anlayışına sahip olamama, yani bir meseleden beslenen kesimlerin diğerlerinin ızdırabına duyarsız kalması gibi dermansız bir hastalıkla yaşıyoruz. Dinler arasında, etnik yapılar arasında, kültürler arasında ve elbette fikirler arasında bu ötekini tanımazlık hali hüküm sürmektedir. AK Parti tecrübesini ayrıcalıklı kılan bu farklılıklara ve ötekileştirmeye itirazıydı. Şimdi yine AK Parti’ye yönelik kritiklerin kaynağında da bu istikametteki beklentiler vardır.

Büyük problemlerin üstesinden gelmenin en kolay ve kestirme yolu siyasetin adım atmasıdır. Nitekim, askeri vesayetin kaldırılması ve mesela dindarların devletle ilişkilerinin makul bir çerçeveye oturması bu sayede mümkün olabildi. Bazen hızlı adımlarla bazen bir sistematik dahilinde bu yollar aşılabildi. Siyasal liderlik isterse toplumsal destek üretilebiliyor ve engeller aşılabiliyor.

Ancak, hem siyaseti istemeye zorlamak hem de toplumu büyük meseleleri düşünmeye sevketmek sadece “politik” bir mesai değildir. Madem ülke bazı konuların üstesinden gelemiyor ve böyle olduğu için de ağır maliyetler üstleniyor, o zaman daha fazla düşünce üretmek şarttır. İyi bir demokrasi, bağımsız bir yargı, dünyalı bir eğitim sistemi, üretken bir kültür atmosferi için olduğu kadar, Kürt meselesinden başlayarak bütün can yakıcı dosyalara kadar her sahada cesur fikirlere ihtiyaç vardır. Sadece siyaset ve kültür değil, sıklıkla felaketi hissettiren deprem gerçeğine karşı insanı koruyacak önlemleri almak için de fikir lazımdır. 

Yüklerinden, ağırlıklarından arınmış bir ülkenin huzuru ve geleceğe dair güveninden daha değerli bir sermaye olamaz. Her ne kadar, türlü meşakkatlerle dağın tepesine kadar taşınmış Sisifos kayası birkaç kez aşağı yuvarlanmış olsa da yeniden yukarı taşımak kimsenin gözünde büyümemelidir.

Fikir ve fikrin ifadesi için en uygun zamanlardan geçtiğimiz söylenemez ama “fikir” bilhassa böyle zamanlar için mana ve ehemniyet arzeder. Siyasetin, bürokrasinin, iş dünyasının, sivil örgütlerin ve en başta da toplumun zenginleşmesi için başka da yol yoktur. Tartışmak, araştırmak, yazmak, konuşmak, karşıdakini anlamak zaman kaybı değildir.

***

Bir farklı sözün, bir yaratıcı cümlenin yahut sıradışı bir bakış açısının ülkeye değer katabileceği bir atmosferde yaşıyoruz. Nefes alıp verebilen düşünce; iri kayalar gibi ülkenin önünde duran meseleleri hiç olmazsa yerinden kıpırdatmak için bir maniveladır.

Büyük meselelerle yaşamaya alışmak demek hayat kalitesinden, huzurdan, bireyin kendisine olan saygısından ve en nihayet ülkenin marka değerinden vazgeçmek demektir. Kaliteli bir hayat da ancak kalitesi yüksek, cesaret sahibi bir fikir mesaisiyle mümkündür.

Bu basit ama değişmez kuralın hepimize mesuliyet yüklediğini akıldan çıkarmayalım. 

  • Abone ol